Search

24 Eylül 2016 Cumartesi

Günce 168 || Huzur


Bu hafta benim için oldukça yoğundu. Nihayet İstanbul'a geldim evden ayrılmak ne kadar zor gelse de, İstanbul'a kavuşmak da bir o kadar güzeldi. Gelir gelmez eşyalarımı yurda özensizce yerleştirip Kadıköy'de aldım soluğumu. Özlediğim o küçük kafelerden birinde sıcacık bir çayla ısıttım içimi. Sonbahar İstanbul'a umduğumdan hızlı gelmiş bu sefer, bense bir valiz dolusu kısa kollularla ince kıyafetlerle burada kalakaldım. Olsun varsın birazcık soğuktan donalım, montun altına bez ayakkabı falan giyelim, yine de sonbahar çok yakışıyor bu şehire. 
Şehir güzel olmasına çok güzel ama evin rahatlığından çıkıp burada trafikle boğuşmak, yurtta başkalarıyla aynı odayı paylaşmak, erkenden kalkıp derslere koşuşturmak, bu kitabı nereden alacağız diye üçüncü dünya savaşı çıkaran sınıf whatsapp grubuyla uğraşmak beni birazcık yordu doğrusu. "Yine başladıkk" dedirtti kendi kendime. Ama her şeye rağmen dün İstiklal'de kalabalığın arasında yürürken hatta son vapuru kaçırırken bile uzun zaman sonra ne kadar mutlu olduğumu fark ettim. Bu şehirde bi sene boyunca hep yarımdım ben, ne yaparsam yapayım tamamlayamamıştım kendimi. En güzel manzaraya bakıp, en güzel insanlarla da otursam, hep hayalini kurduğum yerlerde, hayalini kurduğum şeyleri yaşıyor da olsam çok uzaklardan benimle birlikte gelen bir eksikliğim vardı.Ve bu eksikliği maddi olan herhangi bir şeyle doldurmak mümkün değildi. Hayatımın en doğru (belki de buna ileride en yanlış diyeceğim) hareketini yapıp bu yaz eksik kalan yanımı tamamladım tüm gururlara, yeniden olmazlara ve sevgiye dair tüm ihanetlere rağmen.
 Hayat bu elbet inişleri çıkışları olacak ama tam şu an. şu şehirde. arka fonda sakin bir müzik ve sıcacık çayım eşliğinde, tüm olumsuzluklara rağmen dünyanın en huzurlu insanı benim. 

-Bayanbilen-

13 Eylül 2016 Salı

Günce 167 || Kadıköy


Herkese merhaba,
Bir yıldır buralarda yokken nerelerde ne yaptığımı anlatmaya geldim. Küçücük bir ilçede bu yaşa geldikten sonra kocamaaan bir şehir olan İstanbul'da yaşamaya başladım bu sene. Kadıköy'le tanıştım ilk kez, başta biraz korkar gibi oldum ama beni içine çabucak çekmeyi başardı. Öyle ki bir yerden sonra küçük esnaflarla selamlaşmaya, kafe sahipleriyle birlikte kahve içip fal bakmaya başladım burada. İnsanları öyle içten, öylesi samimi ki durakta çikolatanızı tanımadığınız bir teyzeyle paylaşırken buluveriyorsunuz kendinizi. Ya da işten bitmiş bir halde dönerken bankaların önündeki bir sokak sanatçısının müziğine gülümserken yakalayıveriyorsunuz kendinizi. 
Hayat Kadıköy'de o kadar hareketli ki hızına yetişmek için koşmanız gerekiyor ama her ne kadar koşmanız gerekse de küçücük bir kafede ince belli bir bardaktan içtiğiniz demli bir çayla huzuru yakalayıveriyorsunuz. Kadıköy'ün kafelerinden bahsetmişken Kitap Kafe'yi es geçmemek lazım, önünden binlerce insanın geçtiği rıhtımda Karaköy iskelesinin üst katında kendisi. Kalabalığın ortasında ama kimsenin farketmediği çayın yanına bir de kurabiye ikram edilen sıcacık bir kafe. Olur da Kadıköy'e uğrarsanız yarım saatçik de bir boşluk bulursanız mutlaka uğramalısınız, şayet bir insan İstanbul'a bir de oradan bakmadan ölmemeli. :)
 Hazır Kadıköy'den lafı açınca durduramıyorum kendimi Moda sahili, Bağdat Caddesi, Bahariyesi, küçük şirin evleri, samimi belediyesi, "Mural-İst" festivali ile can bulan duvarları, kimi zaman huysuz ama her daim tonton yaşlıları, bankta otururken birden kucağınıza atlayabilecek kedileri, barlar sokağı, küçük butikleri, suyu satmayı reddeden kafeleri, içinde kaybolduğunuz antikacıları kısacası her şeyiyle sizi büyüleyip kendi huzurlu dünyasına çeken bir yer Kadıköy. 
Şimdi odamda oturup bu satırları yazarken, bir sene önce nasıl bir yer olduğu hakkında hiç bir fikrim olmayan Kadıköy'e dönmek için kaç günüm kaldığını hesaplıyorum. Kısacası bende durumlar böyle, Kadıköy'ü özlüyorum ve buraya şu şarkıyı da bırakıp gidiyorum. 
Musmutlu kalın. :))

30 Ağustos 2016 Salı

Günce 166 || Tam bir yıl


En son günce yazalı neredeyse bir sene geçmiş. Ama öyle bir seneydi ki bu geçen bugüne dek en kötü anlarımı bu sene yaşadım, en büyük tecrübeleri bu sene kazandım, şu hayatta yaşayıp yaşayabileceğim en ilginç şeyleri bu sene yaşadım. Şimdi ise onca kargaşadan sonra ilk kez duruldum, zaten onun için buradayım. Bu sene yazmak istediğim, kelimelerin benden çıkmak için adeta çırpındığı çok an oldu ama ne zaman ki yazmak için buraya gelsem nereden başlayacağımı, ne yazacağımı hiç bilemedim. Belli ki fırtına koparken yükselip alçalan dalgalardan, onların sebep olduğu köpüklerden bir türlü göremedim suyun içerisindekileri. Onun içindir ki yazabilmek için önce durulmam gerekti.
Bu sene küçük bir gölden büyük bir okyanusa açıldım. Gölde en büyük dertleri yemin bir kancaya bağlı olup olmadığı olan küçük balıklar vardı. Ama okyanusta işler daha farklı yürüyormuş, burada bir gün büyük balık olabilmek için küçük balıkları yiyerek büyüyen yeni balıklarla tanıştım. Okyanustaki sonsuz özgürlük hissinin güzelliğini tattığım kadar, göldeki sevgi dolu yaşamımı nasıl özlediğimi de düşündüm. O kadar çok şey gördüm, o kadar çok şey duydum ve o kadar çok şey yaşadım ki ne düşünmem ne yapmam gerektiğini hep birbirine karıştırdım. İyi balıkları kötü, kötülerini de hep iyi zannettim. Kimi zaman inmemem gerektiği kadar derine inip güneş ışığını kaybettim, kimi zaman da çıkmamam gerektiği kadar yüzeye çıkıp nefessiz kaldım. Ne olmam gereken yeri, ne birlikte yüzmem gereken balıkları hiç bilemedim. Başıma onlarca tehlike açıp, o kocaman okyanusta yapayalnız kaldım.
 Sonraları farkına vardım ki insan hep yalnız halletmek zorunda şu yaşam denen şeyi, kendi kendine bakmayı öğrenmek zorunda. Siz bir balık olsanız da böyle bu, bir insan olsanız da. Kendinizle barışmak ve çevrenizdekilere güvenmemek zorundasınız. Birilerinin gideceğini ve birilerinin geleceğini unutmamalısınız, kaçan anıları kovalamaya çalışmak nafile bir çabadan başkası değil. Zaman siz farkına varmadan akıp gidiyor, kovalamanız gereken en önemli şey mutluluğunuz. İyisi mi yalnız başına da mutlu olabilmeyi bilmeli insan, böylece çevreden gelen hiç bir şey yaralayıp incitemez onu. 
Mutluluğunu yakalayabilen balıklardan olmamız dileğiyle..

-Bayanbilen-

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

SİTE HARİTASI

Copyright

Copyright
Yazarlarımızın her hakkı saklıdır

Yazarlarımızın her hakkı saklıdır

Creative Commons Lisansı
Bayanbilen.. ♥ by BayanBilen.com is licensed under a Creative Commons Attribution-Gayriticari-NoDerivs 3.0 Unported License.
Linkteki çalışma baz alınarak yapılmıştır http://www.bayanbilen.com.
Bu lisansın kapsamı dışındaki izinler http://bayanbilen.com/ adresinde mevcut olabilir.