Search

25 Şubat 2018 Pazar

Günce 173 || Boş


Bugün çakırkeyif halim, yeni taşındığım evim, kedim Boncuk ve ben buradayız. Günler yeniden birbirine karışmaya başladı. Zaman bir türlü geçmezken, günler geçiveriyor. Geceyle gündüz kavramımı da yine yitirdim. Bir şeyler var içinden çıkamadığım. Şu salonda, şu kocaman minderlere gömülüp de günlerdir düşündüğüm ama en ufak bir yol bile katedemediğim şeyler. Bir kedim var onunla konuşurken dinlemekten bezdirdiğim. Güldüğümde mutlu olmadığı gibi, ağladığımda da beni umursamayan ama yine de sevdiğim. Geceleri tüm kollarımı çizen ama sabahları sırf gelip kucağımda uyuyor diye affettiğim bir kedi. Bu eve çok alıştım, oysa ki daha bir ay bile olmadı burada yaşamaya başlayalı. Her daim dolapta şarap bulundurmaya, her şişeyi açarken bir türlü beceremeyip mantarı içine kaçırmaya ve şarabı mutlaka mum ışığında içmeye çok alıştım. Hatta ve hatta küllükleri boşaltıp, kediyi temizlemeye bile. Tüm bunların ortasında kafamın içinde birbiriyle çelişen birsürü düşünce ve istek var. Oysa ki bu eve taşınırken kendime söz vermiştim, artık hiçbir şeye üzülmek yok diye. Çünkü o zaman her soruna kafa yoramayacak kadar çok sorunum vardı. Şimdi ise tek sorun benim.Şu huzurun ve evet bi o kadar da yalnızlığın ortasındaki tek problem benmişim gibi hissediyorum.Bir tek sabahları uyanayım diye kapımda miyavlayan kedi kendimi işe yarıyormuşum gibi hissettiriyor. Ama ne yaparsam yapayım o bile bana zarar vermekten vazgeçmiyor. Son zamanlarda etrafımdaki herkesi kendimden uzaklaştırıyorum, sonra yeniden bomboş bir kalabalığı etrafıma topluyorum. Her gün bir öncekine zıt bir karar alıp, uygulamaya çalışıyorum kendimce. Hiçbiri de fayda etmiyor kendimi iyi hissetmeme. Hala kafamın içindeki seslerden kurtulamıyorum. Beynim kalbime kolay yolu seçmek için can atıyor, ama bir o kadar da biliyorum bu seçeneğin sonuçlarını. Bilmiyorum sürükleniyorum oradan oraya. Kocaman bir iç sıkıntısıyla yaşamaya çalışıyorum.



23 Kasım 2017 Perşembe

Günce 172 || Adanalı Bey


Bu blog benim için tam da kişiliğimin oturduğu yıllarda ara sıra uğrayıp, çocukça bir üslupla ilk aşkımı anlattığım bir yerdi hep. Birinin hayatına ilk ortak oluşum, sevmeyi öğrenişim, yeri gelip ilk acı çekişim, aşka dair ilk anlam verişimdi. Onun içindir ki ne zaman ondan başkası dokunsa hayatıma, buraya yazmak hep o ilk duygularıma haksızlık etmek gibi geliyordu.
İşte şimdi tam da bulunduğum yerde yani ilk aşkım çoktan nişanlanmış, bense bir senedir bir başkasının adını dilimden düşürmezken "Bir blogum vardı benim." dedim kendime. Ve burada buldum kendimi, az önce "Bir başkası" diye kısacık bahsetmeme aldanmayın. Kendisi yıllardır dümdüz yaşadığım hayatımı bir senede altüst etti varlığıyla, ve evet bir o kadar da yokluğuyla. Bir insan dört kere terk edilir mi? Hadi dört kere terk edildi, dördünde de geri dönebilir mi? Mantıken dönmemeli, ama seviyorsa ve sevildiğini biliyorsa neden olmasın. Canlı şahidiyim olayın, oluyor efendim. Daha önceleri büyük büyük laflar edip "Bir ilişki bir kere biterse, hep biter." diyen ben dördüncüye aynı adama inanıverdim işte. Ama yok tüm suçu da ona atmamak lazım 13 Kasım 2016 da alınacaklar listeme Adanalı Bey'i ekleyip, 21 Kasım da bir yolunu bulup otobüste tanışıp aynı günün akşamı çay içerken sevgili oluveren de benim. Hoş beyefendi artık sevgili olduğumuzu iki gün sonra anca farketmişti ama ben o zamana kadar çoktan sevgiliyiz diye anlatmaya başlamıştım bizim kızlara. Yanii iki insan birbirine açıldıysa sevgililerdir bence. Bir senede nasıl dört kere terk edilir bir insan sorusunun cevabı da şöyle ki, ilk terk edişinden pişman olması 3 saat sürmüştü mesela. Sonuncu aralarındaki tek ciddi ayrılıktı, 3 ay birbirimizi hiç görmeden geçti. Bu yaz onun yokluğunda "O olsaydı bana çok kızardı." dediğim her yanlışa koşa koşa gittim. Çok güldüm, çok içtim, çok ağladım, çok yanlış insanlarla tanıştım, çok kez düştüm,artık düşemem derken bir daha düştüm. Onu görmezken reddetmek hayatıma müdahale etmesine izin vermemek çok kolaydı, ama karşımda Adanalı Bey'in o güzel gözlerindeki çaresizliği görmeye bir yerden sonra dayanamadım. Özellikle de karnımdaki kelebekler onu gördüğüm zamanlarda oradan oraya kaçışmaya devam ederken diretmek çok zordu. 
Dün gece hayatıma girişinin üzerinden tam bir yıl geçti. O dışarıdaki insanların yaklaşmayı geç soru sormaya bile çekindiği ciddi adam günlerdir dizi izliyorum diye beni kandırıp geceleri uykusuz kalıp; tanışmamıza kadar olan şeyleri, aslında sevgili olmadan bir sene önce yine tanışmış oluşumuzu, bir sene boyunca beni nasıl izlediğini, hesabımı bulup ara ara stalkladığını, her şeyi renkli kalemlerle küçük sevimli bir deftere yazmış bana vermek için. Öyle hoşuma gitti ki anlatamam. "Yıllardır yaprak döken hayatıma gelen güneşin doğuşudur" demiş hikayemize. Daha önce kimseyi 3 ay bile dahil etmediği hayatına bir senedir beni dahil etmiş. Öyle mutluyum ki, içimde bir çocuk neşesi sığamıyorum yere göğe. Bu sefer hüzünden değil, mutluluktan taşıyorum.
Mutlu kalın! 

-Bayanbilen-

16 Ağustos 2017 Çarşamba

Günce 171 || Ben


Ben ki her gece kendime ertesi sabah yepyeni bir güne uyanacağımı fısıldayıp, her sabah yine aynı çukurda uyanıyorum. Ne zaman bir şeyleri düzeltmeye çalışsam, hep eskisinden daha beter hale sokuyorum. Daha da düşemem dediğimde, bataklığa iyice batıyorum. Mutluluğu bir kenara bırakalı çok oldu da, artık mutsuzluğu bile hissetmiyorum. Samimiyetsiz gülücükler saçıp, nedensiz yere gözyaşı akıtıyorum. Ne zaman bir hata yapsam ucunu hep sana bağlıyorum. Her cümlede biraz seni bulup, her cümleyi biraz sana yazıyorum. Bulanık zihnimde anıları canlandırmaya çalışırken, beynimin işlevini yapamayışına sövüyorum inceden. Sessizce böyle, bir ben duyacak kadar. Yoksa uzaktan baksan hala mutluyum ben, değişen pek bir şey yok. Hatta belki de daha mutluyum, bilmiyorum kendime uzaktan bakamıyorum.
Gecenin bir körü uykusuz gözlerim, yorgun parmaklarımla senin için taşıyorum. Aslında ben her gece seninle kavga ediyorum, şu odada hesap soruyorum senden mahkeme kuruyorum halının üzerine. Hatta bazen sitem ediyorum sana, "mutluyduk be" diyorum. Gün geliyor, bir an bulamıyorum, içten içe seninle konuşmadığım. Sana hiç okumayacağın mektuplar yazıp, tekrar tekrar kendim okuyorum. Bir gelişme olarak fotoğrafları silmeyi başardım, ama o günden beri doğrulamıyorum. Doğruyla yanlışı ayırt edemiyorum. Beynimin nankörlüğüne kızıyorum yeniden. Sana da kızıyorum, kendime de sayıyorum. Hatta bazen tuzu az diye yemeklere, çok parlak diye lambalara da kızıyorum. Demi çıkmamış çaylarla inatlaşıyorum. Aynadaki yansımamla muhabbet edip, gülerken ağlıyorum. Kendime yeni maceralar üretip, yine eskisinde kayboluyorum. Planlar yapıp hepsini erteliyorum, hepsinden bir fazlasını da iptal ediyorum. Yanlışlar yapıyorum,pişmanlıklar duyuyorum. Yeri geliyor saatlerce uyuyup, yeri geliyor günleri uykusuz geçiriyorum. Bazen kendi kurduğum senaryolara seni oturtup, bi de üstüne hepsine inanıyorum. Şu yazıyı bile hala kendimle değil, seninle konuşarak yazıyorum. 
Saçmalıyorum, gülüyorum, deliriyorum ve ağlıyorum. Böyle böyle kendimi mi buluyorum, yoksa kendimden mi oluyorum? 

Öne Çıkan Yayın

Günce 172 || Adanalı Bey

Bu blog benim için tam da kişiliğimin oturduğu yıllarda ara sıra uğrayıp, çocukça bir üslupla ilk aşkımı anlattığım bir yerdi hep. Biri...

SİTE HARİTASI

Copyright

Copyright
Yazarlarımızın her hakkı saklıdır

Yazarlarımızın her hakkı saklıdır

Creative Commons Lisansı
Bayanbilen.. ♥ by BayanBilen.com is licensed under a Creative Commons Attribution-Gayriticari-NoDerivs 3.0 Unported License.
Linkteki çalışma baz alınarak yapılmıştır http://www.bayanbilen.com.
Bu lisansın kapsamı dışındaki izinler http://bayanbilen.com/ adresinde mevcut olabilir.