Search

30 Ekim 2012 Salı

Günce..♥ 70

Yeni başlayan sınavların telaşındayım şu sıralar. Nereye baksam kitaplar defterler var; masamın üzerinde, camın önünde, yerde ve her zaman çalıştığım yerde yani yatağımın üzerinde. Odamda kitaplar o kadar yer kapladı ki, bu dağınıklığın içinde kendimi kaybetsem kimse bulamaz gibime geliyor. 
İşin en kötü yanı da koskoca bir ay bu şekilde olacağım. Şu "Hocam sınav haftası olmasın, sınav ayı olsun yavaş yavaş olalım." diyen zihniyeti elime geçirirsem kötü şeyler olacak. Sınav ayı nedir ya? Sınav haftası olur bir hafta içinde her şey olur ve biter. Olmuyor ki böyle bir ay boyunca sinir, stres ve kitaplarla yaşayacağım. Yok yok düşündükçe kötü oluyorum. Bir ay sonra her şey bitecek olsa buna da razıyım ama biliyorum ki ikinci sınavlar başlayacak, ardından üçüncüler. 
Gerçi şimdi dikkat ettim de önceki günceden farksız bir konu açmışım, oysa ki ben bir şeyler yazıp kitaplardan uzaklaşmak istemiştim. 
Hemencecik konu değiştirerek konuyu size bir aralar bahsettiğim gitara getiriyorum. :] Gitar çalışmaları bende tam hız devam ediyor. Sadece üç haftada bu kadar gelişme olacağını tahmin etmemiştim, sanırım bir ay sonra oldukça profesyonel bir çalıcı olacağım. Bilmiyorum sanırım bu kadar hızlı gitmemesi gerekirdi, ama belkide solo çalmayı bildiğim için ritim bu kadar süre sürdü. Her neyse her şeyin bu kadar kısa sürede olmasından şikayetçi değilim zaten. :] Kitapların arasından kaçıp kurtulabildiğim nadir şeylerden biri gitar. Kitapların demişsem bunun içinde okuma kitapları da var saymayın, çünkü onlarla aramız oldukça iyi benim sorunum ders kitaplarıyla. :] 
Her neyse her öğrenci böyle zamanlar geçirir, diyerek kendime acımayı bir kenara bırakıyorum. Sizlere de kocaman mutluluklar dilerim! :]
-Bayanbilen-

28 Ekim 2012 Pazar

Günce..♥ 69

Selam, bugün camıma vuran yağmur taneleri eşliğinde yazıyorum yazımı. Aslında yağmuru çok severim fakat gelin görün ki bu hava beni mutsuz etmekten başka bir işe yaramadı. Malum bayram biter bitmez sınavlar başlıyor, biriken ödevler ve yapılacak olan sözlüler de cabası. Ve böyle bir havada hiç ders çalışasım yok, ama çalışmasam da benim bu konuları anlayacağım yok. Öyle işte en sıkıntılı halimle yazıyorum size, sanırım bu biraz dertleşmek birazcık da eğitim sistemini suçlamak gibi bir şey.  Hoş eğitim sistemini suçluyoruz da o ne yapsın, sonuçta bir şekilde bazı sınavlara girmemiz gerekiyor. Ama gelin görün de bayramda bile ders çalışan bir öğrenci bunu nasıl mantığına yatırabilsin. Oysa ki ben bu havada ders çalışmak değil, yanıma kahvemi de alıp kitap okumak istiyorum. 
Neyse bakalım bir şeyler yapmaya çalışacağım artık. Sonuç olarak bu sınavlar daha bir başlangıç bunlar bitecek, 2. sınavlar gelecek onlar da bitecek, 3. sınavlar başlayacak. Yani bu yol daha uzun. Daha çok sıkılıp da "Yeter artık!" diyeceğim. "Bundan sonra tel bir test bile görmek istemiyorum." diyeceğim. :] Evet evet geçen seneyi hatırladım da diyeceğim bunları. Sanırım bunlara ek olarak her matematik sınavından sonra ağlayan insanların arasında gülen tek kişi olarak kalacağım. İşin kötü yanı ise yine ağlayanlar benden daha yüksek puanlar alacaklar. Hatırladıkça gülüyorum, bir sınav için o kadar ağlanır mı hiç? :] Biri ağlarken "Ben bu puanla okul birincisi olamam." diyordu. Yani siz düşünün ne derece hırslı insanlarla bir arada yaşadığımı. :] Aslında hırs da bir yere kadar iyidir ama dediğim gibi bir yere kadar. Onun için sınav döneminde bile bloga bir şeyler yazmaya karar verdim, önceleri sınavlarımı aksatacağını ve belli bir süre ara vermeyi düşünmüştüm. Ama bunun şu an ne kadar saçma olduğunu anlıyorum, sonuç olarak her şey sınav değil. Ve ben de aralıksız 4-5 saat ders çalışma yeteneği olan biri değilim. :]
Neyse bakalım benim çenem düştü yine sıkmaya başladım sizi de, şimdilik benden bu kadar.
Mutlu bir hafta dilerim! :]
-Bayanbilen-

25 Ekim 2012 Perşembe

Bayramınız kutlu olsun! :] ♥


Böyle hoş bir karikatürle bayramınızı yeniden kutlamak istedim, sevdiklerinizle birlikte şeker tadında bayramlar! 

24 Ekim 2012 Çarşamba

Günce..♥ 68

Selam!
Bugün sizlere güncemi yazarken bir yandan da ellerimde çikolatalar var. Malum yarın bayram! Ee bayramın olmazsa olmazları da çikolatalar. :]
Hoş çikolataya alerjisi olup da benim kadar çikolata yiyen birileri daha var mıdır bilmem ama doktor hanım ne derse desin ben o çikolatayı yerim! Zaten bana kalırsa benim çikolataya da alerjim falan yok, öyle test falan yapmadan sırf bir kere çikolata yedim de derim birazcık kabardı diye "Alerjin var!" damgası vurulur mu hiç? Hayır hayır benim alerjim falan yok, ama bu gidişle fazla kilolarım olacak! :] 
Ama itiraf edin kim sevmez ki çikolatayı? Bazen bayramların insanların çok daha fazla çikolata yemek için bu kadar yıl etkisini sürdürdüğü bir gelenek olduğunu bile düşünüyorum. Olamaz mı? Çikolata bu kadar güzelken, tabii ki olabilir. :] 
Neyse çikolatayı bir kenara bırakalım da, yarın bayram. Yine herkes en güzel cicilerini giyip de dolaşacak sokaklarda, sonra yanımızdan geçen herkesin saçlarındaki şampuan kokusunu duyuyor olacağız. Evet evet bayramları ömrüm boyunca çok seveceğim. Hatta bu geleneği hiç kaybetmemek için elimden gelen her şeyi yapacağım, tarihe karışmaması gereken önemli geleneklerden biri bayram. 
Hoş şimdi ben burada bayramın güzelliklerinden bahsediyorum ama bir de işin arka yüzü var. Kimi insanlar bayram için çocuklarına kıyafet alamıyorlar, işte böyle bir baba için bayramın ne demek olduğundan konuşmuyoruz hiç birimiz. Kimi çocukların ise giyecek yeni kıyafetleri var ama bayramda onları ellerinden tutup gezdirecek bir babaları ya da anneleri yok. İşte işin en kötü yanı da bu.
Toplum olarak öncelikle bu sorunları çözmeliyiz gibime geliyor, hoş nasıl çözebileceğimiz hakkında da en ufak bir fikrim yok. Bilmiyorum işte bir şekilde düzeltmeliyiz bu sorunları. 
Yine çok konuşmuşum, ben en iyisi sizlere şeker tadında bir bayram dilediğimi de söyleyip gideyim. :]
Kocaman sevgilerimle! 
-Bayanbilen-

23 Ekim 2012 Salı

Günce..♥ 67 || Taş! Kağıt! Makas! ♥ :]


Herkese selam! :] 
Yine ben geldim, bugün de biraz kolyelerden konuşalım istedim. :] 
Hepinizin bildiği gibi kolyeler bir kadın için vazgeçilmezdir, yediden yetmişe hemen hemen her kadın kolyeleri sever. Ben de çok severim. :]
Özellikle de tasarımında küçük espriler bulunduran kolyeleri çok seviyorum, örneğin resimdeki kolye çok şirin. Taş, kağıt, makas oyunundan esinlenerek oluşturulmuş. Bana kalırsa çok ince fikirler ile oluşturulmuş, çok da şık bir kolye. Ben bu kolyeyi gerçekten çok ama çok sevdim, onun için de sizlerle paylaşmak istedim. Ama maalesef nereden satılır, ne kadara alınır gibi soruların cevabını ben de bilmiyorum. :(
Peki gelelim size, siz de böyle içerisinde küçük espriler barındıran takıları sever misiniz? 
Örneğin bunu sevdiniz mi? :]
♥ 

-Bayanbilen-

Günce..♥ 66 | Paradokslar! :]


Selam!
Gelin bugün de paradokslardan konuşalım. Konuya paradoksun ne demek olduğu ile başlayalım.

Paradoks nedir?
Paradoks, görünüşte doğru olan bir ifade veya ifadeler topluluğunun bir çelişki yaratması veya sezgiye karşı bir sonuç yaratmasıdır. Çoğunlukla, çelişkili gözüken sonuç veya sonuçların aslında çelişkili tarafları vardır. Paradoks teriminin karşılığı olarak Türkçe'de yanıltmaç, çatışkı ve çelişme sözcükleri de kullanılmaktadır. Ayrıca kendi içinde çelişen veya tam tersi şekilde sonuç olarak doğru olan fakat absürd veya çelişkili gözüken bir ifadeye (veya ifadelere/ifadeler bütününe) de paradoks denmektedir. Kökleşmiş inanışlara aykırı olarak ileri sürülen düşünce olarak da tanımlanabilir.

Paradoksun tanımını da öğrendiğimize göre sıra geldi birkaç paradoks örneğine, en bilinen örnekle başlayalım. 
1."Tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?" Bu soru şimdiye kadar hemen hemen hepimizin kafasını karıştırmayı başaran önemli parodokslar içinde yerini alıyor. 

2.Bunun yanı sıra "Bildiğim bir şey varsa, o da aslında hiçbir şey bilmediğimdir." diyen bir kimse de bize bir paradoks örneği sunuyor. Eğer hiçbir şey bilmiyorsa, hiçbir şey bilmediğini nasıl bilebilir?

3. Epimenides paradoksu diye bir durum da var. Epimenides Giritlidir ve şu paradoksu söylemiştir " Bütün Giritliler yalancıdır." Bütün Giritliler yalancıysa, bütün Giritlilerin yalancı olduğu da yalandır. 

4."Pinokyo birazdan burnum uzayacak derse bu doğru mudur yalan mıdır?" Eğer doğruysa burnu uzamaz yani yalandır, ama yalansa da burnu uzar doğru söylemiş olur. :] 

İşte ben paradoksları çok severim, onun için de birazcık da sizin kafanızı karıştırmak istedim. :] 
Hem parodokslar zihni açar. :]
Sizin de bildiğiniz, duyduğunuz, kafanızı karıştıran paradokslar var mı? :]



Resimdeki çizgiler spiral gibi görünüyorlar, fakat aslında onlar birer daire ve birbirine değmiyorlar. 

-Bayanbilen-


21 Ekim 2012 Pazar

Renkli saç.. ♥

Renkli saçlar son zamanın en moda trendleri arasında, sebebi ise çoğu zaman farklılık. Ben de farklı tarzları çok sevdiğim için bu modaya kayıtsız kalamayanlardanım. Ama ne yapayım yasak işte. Hedefim üniversiteye gidince saçımı turkuaza boyamaktı, bu resmi gördüm ve kesin karar verdim. :]
Lacivertle birlikte de turkuaz çok hoş durmuş. :] Zaten son 2-3 aydır saçımda çıkan beyazlar gözüme çarpıyor, oysaki beyazlar için daha çok gencim ben. Maalesef beyazlarım için eğitim sistemini suçlayanlardanım. Sinir, stres, sınav derken 30 yaşımda bembeyaz saçlarla kalırsam hiç şaşırmam. Neyse konumuz bu değil, renkli saçlar bence çok şirin görünüyor. Tabii bunun yanında kimileri renkli saçları doğal görünmediği için itici buluyor ama ben çok severim. Zaten küçüklüğümden beri turkuazı çok sever ve saçımı boyatmayı düşünürdüm, yani renkli saç hevesim eskilerden geliyor. :] Bunun yanı sıra saçınızı bu denli canlı renge boyatmak da büyük cesaret işidir. "Ya güzel olmazsa?" sorusu beyninizi kemirir durur. Onun için bir çok kimse saçını boyatmak istese de boyatamaz. Ama ben bu konuda kararlıyım, öylesi böylesi yok şu okul bir bitsin, boyatacağım saçlarımı. :]
Peki gelelim size hiç saçınızı boyatmayı düşündünüz mü?
Ya da saçınızı hangi renge boyatmak istersiniz?
-Bayanbilen-

Günce..♥ 65

Bugün bir soru sordum kendime "Neden yazıyorum ki?" Sonra düşündüm de aslında tek bir sebebi var "Kendim için."
Evet kendim için yazıyorum çünkü yazmak bana da iyi geliyor. Gidip birilerinin yüzüne söyleyemediklerimi buraya yazıyorum. Sevinçlerimi, üzüntülerimi, şaşkınlıklarımı, kızgınlıklarımı ve bıkkınlıklarımı. Yazmalıyım, çünkü yazmazsam her şey kötüye gider gibi hissediyorum. Ha bloga yazmışım, ha her zamanki siyah kaplı defterime fark etmiyor. Tek fark burada düşüncelerim birilerinin kulağına gidebiliyorken, siyah kaplı defterimde gizli kalıyor. Ama sonuç olarak ben yazıyorum ya, onun için fark etmiyor. 
Aslına bakarsanız duygularımı yazarak anlatmaya o kadar alıştım ki bir şeyler yazmazsam kendimi kötü hissediyorum. Gün sonunda bilgisayarı açıp bir kaç cümle yazmak mutlu ediyor beni. Üç dört gün üst üste yazamazsam içimde birikenler yüzünden mutsuz hissediyorum kendimi. İnsan sadece mutsuzluğu değil, sevinci de paylaşmak istiyor çünkü. Ve ben bunu tanıdığım insanlarla paylaşmak yerine tanımadığım insanlarla paylaşmak istiyorum. Çünkü ne zaman birine güvensem, bir darbe de ondan yedim. Onun için artık kimseye tam anlamıyla güvenmiyorum. Evet bazılarını çok seviyorum, çoğu şeyi paylaşıyorum ama her şeyi değil. Tanımadığım insanlara tanıdıklarımdan daha fazla falan da güvenmiyorum, ama beni tanımamalarının ve onlar için sokaktan geçen herhangi biri kadar değerli olmanın verdiği rahatlık içindeyim. Onun için bu denli açık söylüyorum sözlerimi o kırılır, bu küser diye dert etmiyorum. Ve en önemlisi her şeye rağmen çok iyi dostluklar edindim burada, dünyada türünün son örneği olduğunu düşündüğüm derecede iyi insanlar tanıdım. Yeni hayatlara açtım penceremi; insanların ne kadar iyi olabileceğini de, ne kadar çıkarcı olabileceğini de gördüm.
Peki bir soru daha sorsam kendime "Daha ne kadar yazacağım?" diye. İşte bunun cevabını bilmiyorum belki gün olur bıktığımı sanırım da yazmayı bırakırım ama dayanamam geri döner yeniden yazarım ben. Hayatımda büyük bir olay olmadığı sürece yazarım. Kim bilir belki o kadar uzun yıllar yazarım ki, yazmak için bilgisayarımın yan tarafına bastonumu dayamam gerekir. Olamaz mı, tabii ki olabilir. :]
-Bayanbilen-

20 Ekim 2012 Cumartesi

Günce..♥ 64


Çok severim ben uzun yolculukları.. Zaten insan durduğu yerden uzaklaşmak 1-2 günlüğüne de olsa kaçmak istiyor şehirden. Ardından farklı havalar soluyor insan, bu da iyi geliyor. Sanki vücudumuz hep aynı yerin havasından sıkılmış da, yeni yerlerin havasından da içine çekmek istiyor gibi. Ama kim ne derse desin yolculukta müzik dinlemekten daha güzel hiçbir şey yoktur.
Hatta gün geliyor "Sırf bazı şarkıları dinlemek için yolculuk yapmak istiyorum." Bir başka oluyor yolculuklarda dinlenen şarkılar. İnsan daha bir anlıyor neyin ne olduğunu, daha bir değerlendiriyor kendini. En çok da bunun için seviyorum yolculukları. Eğer bu hayatı yaşamasaydınız ve bu hayattan vazgeçecek olsanız, neleri geride bıraktığınızı çok iyi görüyorsunuz. Sonra şehrinizden uzakta da olsa mutluyken bir an duraksıyorsunuz, geride kalanları özleyip eve geri dönmek istiyorsunuz. Böylece geri döndüğünüzde daha bir kıymetini biliyorsunuz her şeyin, bir şeyleri kaybetmek korkusuyla daha bir hoş kullanıyorsunuz. Ve en önemlisi gün geliyor yolculukta dinlediğiniz şarkıları hatırlıyorsunuz, zaten siz de o yolculuktaki şarkının evdekiyle aynı olmadığını biliyorsunuz.
Hiç unutmam yağmurlu bir günde deniz kıyısından evime dönerken otobüste dinlediğim o şarkıyı.. Teoman-gemiler ilk kez orada duymuştum bu şarkıyı, zaten ondan sonra sevdim Teoman'ın şarkılarını da bu denli. Öyle işte yolda kafanı cama dayayıp, müzik dinlemek gibisi yok. Bir de yağmur damlaları düşüyorsa camınıza her şey daha bir güzel. Peki ya siz sever misiniz yolculukları?
-Bayanbilen-

19 Ekim 2012 Cuma

Günce..♥ 63

Evet, okuduğunuz çok doğru. En güçlü insanların genellikle yalnız olmasını diyorum, gerçekten doğru. Düşünsenize neden yalnız olabilir bir insan? Ya bıkmadan, sıkılmadan, sabırla ömrü boyunca birini bekleyecek kadar güçlüdür ve o yolda yanında başkalarını istemez; ya da beklediği kimse yoktur ama ayakta durabilmek için başkalarına ihtiyacı da yoktur. Her iki durumda da çok güçlüdür insan, zaten yalnızlık başlı başına güçlü olmayı gerektirmez mi?
Düşünsenize düştüğünüzde kimse elinizden tutup da sizi kaldırmayacak, hastalandığınızda kimse sizin için sıcak bir çorba yapmayacak ve en önemlisi kimse bilmeyecek sizi. İçinizi kimse görmeyecek, sizin aslında kim olduğunuzdan neleri sevip sevmediğinizden kimsenin haberi olmayacak. Ha varsınız, ha yok? İşte bunun için güçlü olmayı gerektirir yalnızlık, bilmiyorum belki de güçlü olmak yalnızlığı gerektirir. Ya da bunun gibi bir şeyler. 
Sonuç olarak içimizde en güçlü olanlar yalnız olanlardır, kaybedecek hiçbir şeyleri kalmamıştır hayata dair. Hoş güçlü olması neyi değiştirir ki, ha güçlü ha güçsüz? Bilmiyorum, belki bizim için bir şey fark etmez ama yaşayan bilir neyin ne olduğunu. Her şeye rağmen gönülden inanırım yalnız insanların, güçlü olduklarına. Hoş kim tam anlamıyla yalnız olmadığını söyleyebilir ki şu hayatta? Şahsen ben söyleyemem ve kimsenin de böyle bir şeyi inanarak söyleyebileceğine inanamıyorum. Sonuç olarak kimse bizi biz gibi tanımıyor, bunu kimseden isteyemeyiz de zaten. 
Her neyse yalnızsanız, yalnızsınızdır. Güçlü ya da güçsüz.. 
-Bayanbilen-

17 Ekim 2012 Çarşamba

Günce..♥ 62

Bugün de sıkıldım hayattan, o bu şu derken yine bir şeylere geç kaldım. Yine güneş yavaş yavaş kayboldu ufuktan, karanlık çöktü her yere. Ardından mutfağın yolunu tuttum "İyi bir kahve her şeye iyi gelir." sözünden yola çıkarak. Zaten malumunuz kahve sever yalnızlığı, ben de severim kahveyi. Hele ki böyle günlerde.. 
Kahve tamam da, sessiz sedasız olmadı bu böyle. Öyleye kulaklığımı da aldım yanıma, zaten son günlerde hayattan uzaklaşabildiğim tek nokta kendisi. Ardından gözüm masadaki boş kağıtlara ilişti, kaptım kalemi bir kaç satır yazı yazdım. Yok bu da olmadı, şarkıyla birlikte bir kaç şekil karaladım. Karaladım karalamasına da oda güzel olmadı, sanırım insan sıkkınken hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyor. Bir oğlan çizeyim dedim beceremedim, bir kız çizeyim dedim yüzünü yapamadım. Ellerini yapmaya üşenip eline de bir kağıt tutuşturuverdim. Öyle işte ben vakit geçsin istedim bir şeylerle, o da geçmedi. Hiç sevmiyorum bu duyguyu, hiç hem de. Sen mutsuzsun ya diğer herkes mutlu gibi görünüyor gözüne, insanların ne kadar saçma şeylere güldüklerini düşünüyorsun, yaptıklarının ne kadar saçma olduğunu, yaşamın ne kadar gereksiz olduğunu. Sonra dönüp bakıyorsun kendine kendin için hiçbir şey yapmamışsın, hayat telaşesinin içinde başkalarını istediği gibi yaşamışsın. Her neyse bugün söz vermeyeceğim kendime, hayatı şöyle yaşayacağım böyle yaşayacağım diye. Öyle ya da böyle yaşıyorum işte. Gerçi az önce Twitter'a baktım Hilal Cebeci'yi gördüm de şükrettim kendi halime. :]  
"çok sevdiğim metalicanın şarkısı nothing else matters şarkısının Türkçe versiyonunu yapıorum ballarım oleyyyyy bakalım sevicekmisiniz" diye bir durum paylaşmış. 
Sanırım birazdan Metalica'nın Nothing Else Matters şarkısını son kez keyifle dinleyeceğim. Zaten hiç anlayamadım gitti şu son zamandaki olayları "YamYam Style" "Naptın Gari" ve şimdi de "Hilal Cebeci" Sanırım Türk milleti olarak büyük bir suç işledik. :] Twitter'ı takip edenler varsa bu şarkıcıları  Yunanistan'ın gibi gösterme çabalarını görürler, tabii Yunanistan baklavayı çaldı bu da onlar için ceza! :] 
Her neyse en azından şu sıkkın halimde beni güldürdüler. Belki sizi de güldürürler. :] 
Şu an şu günceyi baştan bir okudum da konu nereden nereye gelmiş böyle, sıkkın başladım mutlu bitiriyorum. Bugün saçmaladım ama idare edin beni. :]
Kocaman sevgilerle.. :]

14 Ekim 2012 Pazar

2. Mim..♥ :D | Sonbahar mimi! ♥

Mimleri çok sevdiğimi ve gelen hiçbir mimi de kaçırmadan cevapladığımı bir önceki mimde dile getirmişim. :] Bu sefer de "Sequin" beni mimlemiş, kendisine teşekkürlerimi ileterek mime başlıyorum. :]

-SONBAHAR MİMİ-

1.Favori dudak ürünün? 
- Dudak makyajından pek hoşlandığım söylenemez ama kırmızıya yakın tonları hemen hemen her mevsimde severim.  Konu sonbaharsa havaların birden değişmesi ile çatlayan dudaklara da kremler sürülebilir tabii. :]

2. Favori son bahar ojen hangisi? 
- Sonbahar ojesi, ilkbahar ojesi diye ojelerimi hiç ayırmıyorum. Ama sonbaharda üzerine alınan bir siyah deri ceket ile siyah oje de hiç fena durmuyorlar. :]

3. Favori (starbucks) içeceğin?
- Starbucks'un kahveleri falan pek bana göre değil. Ama şekersiz sert bir kahve her zaman iyidir. :]

4. Favori son bahar mumun?
-Mumları yakmaya çalışırken yaktığım parmaklarım yüzünden, mumlarla aramız hiç iyi olmadı ama kahve kokulu dekoratif mumları her zaman sevmişimdir. :]

5. Favori son bahar ürünün (neyi en çok kullanırsın)?
- Sonbahar demek; -hele ki yaşadığım yerde- sabahları yüzünüze vuran buz gibi hava ve çatlayıp, kuruyan eller demek. Bunu için nemlendirici el kremleri sonbahar için bir vazgeçilmez. :]

6. Son baharda en çok ne yapmayı seversin??
- Kendime güzel bir kahve hazırlar, kalın bir hırka giyer, pofuduklarımı da ayağıma geçirdikten sonra ışıkları kapatarak perdeleri açarım. Ardından sokaktan geçen insanların birbiriyle konuşmasını, etrafa bakınmasını izlerim. :]

7. Son baharda aklına ilk ne gelir?
- Yazlık kıyafet mi giysem yoksa kışlık mı? İkileminde kalan, güneşli havada palto ile yürüyüp yağmurun altında kısa kollu ile kalan insanlar. :]

8. Son baharda yakıştırdığın makyaj ürünleri?
- Göz kalemi ve ince bir eyeliner. :]

9. Son baharda yanında eksik olmayan şeyler?
- Yalnızca krem. :]

10. Son baharda en çok hoşuna giden şey?
- Sabahları zorla yatağından çıkmış insanların, önlerine bile bakma zahmetine girmeden mutsuz mutsuz güne başlamaları ardından birileri ve bir şeyler yüzünden mutluluklarını geri kazanmalarını çok severim. Bu bir ömrü, bir günle yaşamak gibi bir şey. :]

Şimdi de benim kimleri mimlediğime gelelim! :] Bu sefer birden çok kişiyi mimleyesim var! :]


Evet 5'iniz birden mimlendiniz, hadi kolay gelsin. :] 
-Bayanbilen-

10 Ekim 2012 Çarşamba

Günce..♥ 61 | Keşke sihirli bir değneğim olsa..

Bazen keşke görünmez olabilsem diyorum, hayatın karmaşasından çok uzaklarda olabilsem. Hatta 
uçabilsem, bulutlara değebilip, gökkuşağının içinden geçebilsem. Kimse beni görmese ama ben istediğim zaman istediğim kişinin yanında olabilsem. Özgürce dolaşabilsem dünyayı, açlığı da zenginliği de gidip yerinde görebilsem. 
Sonra bir sihirli değneğim olsa keşke.. Aç gözlülerden alıp, açlıktan ölmek üzere olan çocuklara verebilsem. Savaş yanlısı insanları tek bir dokunuşla barışçıl bireyler yapabilsem. 
Şimdi gözlerimi kapasam, açtığımda hepsi gerçek olsa. Ben istediğim yerde, dünya istediğim yerde olsa. Çocuklar hep mutlu olsa, hatta yere bile düşüp ağlamasalar. İstediği oyuncaklarla diledikleri kadar oynayabilseler. Ve tek bir dokunuşla "hırs" denen şeyi yok edebilsem. O andan itibaren insanlar daha çok para için çalışmayı bıraksa. Herkesin tek katlı şirin bir evi bir de bahçesi olsa. Herkes ne dikerse onu yese. Daha fazlası için kendini yıpratmasa. 
Düşünsenize her birimiz her günü bir tatil çoşkusuyla yaşıyoruz. İşimiz yok, hırsımız yok ama yemeğimiz var. Her yer yemyeşil, betondan kuleler yok. Geceleri gökyüzüne baktığımızda yıldızlar tam anlamıyla görünüyor. Yemeklerimizi de hep bahçemizdeki masada yiyiyoruz, kışın şöminelerimizin başında ısınıyoruz. Sokakların arasında karları eritmeye çalışan büyük makineler de yok, dilediğimiz gibi yaşayabiliyoruz kışı da. 
Şimdi daldığım bu hayali alemden yaşadığımız dünyaya geldim de. Soruyorum " Her şey bu kadar güzel olabilecekken, ne bu hayat telaşesi? ne gerek var buna? " Bilmiyorum, bilemiyorum. Sanırım 3-5 kişi hırs peşinde olduğu için geri kalan binlerce insan "daha iyi bir yaşam" için çok daha kötü bir yaşam tercih ediyor. 

-Bayanbilen-



Günce..♥ 60 | Sakarlık başa bela!

Yine sakarım, hep sakarım ama niye sakarım? :( Sakarlık bazen sevimli bir kaç hareketten ibaret gibi görünse de, aslında hiç masum bir davranış değil. Hoş ben dışarıdan sakarlığın nasıl göründüğünü bilemem, ama yaşayan biri için hiç de hoş değil. 
Daha geçen sabah dolmuşa binerken gitarı kapıya sıkıştırdım, bugün evin içinde koşuştururken ayağımı koridorun duvarına çarptım çarptım deyince de öyle basit bir şey sanmayın resmen derisi kalktı kanadı falan. Zaten bunlar için yeterince kızmıştım kendime az önce de kupamın içindeki bütün suyu masama döktüm, sonra su bilgisayarın kablolarına falan da geldi. İyi ki kablolarda kaçak falan yokmuş. Her neyse işte sizinde anlayacağınız üzere sakarlık oldukça zor. Zaman zaman kendime sormadan edemiyorum " Acaba benden daha sakar biri var mıdır?" diye. Düşünüyorum falan aklıma kimse de gelmiyor. Resmen komedi filmlerindeki şapşal ve sakar insanlar gibiyim. Hıh mesela Mr. Bean gibiyim. 
Şimdi "Evet sakarlığın tüm kötü yönlerinden bahsettik, şimdi gelelim iyi yönlerine.." diye başlayan bir cümle kurmak isterdim ama maalesef öyle bir şey yok. :( Son zamanlarda ise sakarlığın hepten bir hastalık olduğunu düşünmeye başladım. Hatta az önce gittim ve bunu araştırmaya çalıştım, bir de sakarlıkla ilgili karşıma çıkan tanımlara bakın.
"İnsanın beceriksiz olmasıyla alakalı bir durumdur. elinden hiç bir iş gelmez hep eline yüzüne bulaştırır. Bazı zamanlar tehlikeli anlara ve olaylara sebebiyet verir."
Şimdi bir düşündüm de hem sakarım, hem de beceriksiz. Hatta elinden hiçbir iş gelmeze de örnek olabilirim. Yok yok bu çok acımasız bir tanım oldu. Hımm elimden ne gelir ki benim? Hıh mesela çiğköfte, tatlı falan yaparım. Sonra gitar çalarım, hem son zamanlarda şarkı da söylemeye başladım. Derslerimde de fena sayılmam. Tamam ya biraz kendimi övmüş oldum ama bir işe yaradığımı hissettim. Her ne kadar bunlar önemli şeyler olmasa da insanın elinden hiçbir şey gelmediğini düşünmesi oldukça kötü. :] 
Her neyse ben artık yazıma bir son vermeliyim diye düşünüyorum. Kocaman sevgilerle.. Kendinize iyi bakın...♥ 
-Bayanbilen-

8 Ekim 2012 Pazartesi

Günce..♥ 59 | Yüzükler! ♥


Belki aranızda daha önceleri yüzükler ile ilgili paylaştığım yazıyı hatırlayanlar vardır. Yoksa da hemen şuradan hatırlatayım.  İşte bundan bir, bir buçuk ay önce bu yazıyı paylaşmıştım. "Mesude" isminde bir okuyucumuz da bu yazıya rastlamış ve o da yüzüklerinin fotoğrafını göndermeye karar vermiş. Bende hiç kaçırır mıyım? Hemen resimleri istedim. :] Sağolsun o da yollamış. 
Bakın iyi ki de yüzüklerinin fotoğrafını görmek istemişim, kendisi geniş bir yüzük koleksiyonuna sahip. :] Her ne kadar bu resimleri gönderirken çok az yüzüğü olduğunu fark ettiğini söylese de, oldukça güzel yüzükleri var. :]
Hımm şöyle bir bakınca gözüme ilk en soldaki yüzük çarpıyor. Gerçekten çok hoş, çok tarz bir yüzük. Son zamanlarda ben de o şekilde sade ama geniş bir yüzük arayışındayım. Sonra ortadaki siyah yüzük de çok hoşmuş. Gerçi şöyle bir bakınca bütün yüzükler çok güzel. :] Karar vermek hiç kolay değil. :] 
Ardından yüzüklerini boynuna tutturduğu zannımca kuğu motiflerini de çok beğendim. Çok farklı ve oldukça da güzel bir fikir, dekoratif amaçlı da kullanılabilecek çok şık bir detay. :]
Buradan Mesude hanıma çok teşekkür ediyor ve darısı tüm okurlarımızın başına diyorum. :] Bu arada Mesude Hanım'ın blogu da oldukça keyifli, bu bloga da resmin üzerindeki adresten ulaşabilirsiniz. :]
Kocaman sevgilerimle.. :]
Hoşça kalın!
♥ 
-Bayanbilen-

5 Ekim 2012 Cuma

Günce..♥ 58 | İçimden geldiği gibi..♥


 Gün geliyor gülmekten yaşarıyor gözlerimiz, gün geliyor neden yaşardığını bile anlamıyoruz. Ama hepimizin içinde kalan küçük ukdeler var. Her ne kadar kendimize bile itiraf etmekten korksak da var işte! Hayatta olmak isteyip de olamadıklarımız, yapmak isteyip de yapamadıklarımız var. Bir de uğrunda elimizden hiçbir şey gelmeyenler var, bir şeyler yapıp "En azından uğraştım." demek istiyor insan. Ama olmuyor işte, onun için en kötüsü de yapacak hiçbir şeyimizin olmaması.
 İnsanın çaresizce bir köşede oturup kendi mutsuzluğunu seyretmesi çok acı. Hayat bizim, ihtimaller bizim, kağıt bizim, kalem de öyle ama silgimiz yok hiçbirimizin. Üzüldüğümüz şeyleri silemiyoruz, gün gelip sinirle söylediğimiz sözleri de. Dikkatli yaşayıp, kızgınlıkla bir şeyler söylemeyeyim diyorum. Olmuyor işte, biliyorum sizin de olmuyor. Biliyorum çünkü hepimiz birbirinden çok farklı olduğunu düşünen ama yaratılışı birebir aynı olan canlılarız. Hepimizin bir kalbi ve içinde bolca da duyguları var. Kızgınlık bunlardan yalnızca biri.
 Sadece kızgınlık da değil geçmişe dönüp bakıyorum daha seneleri doğru düzgün biriktirememişken, pişmanlık duyuyorum her bir günüm için. Yaptıklarım, yaşadıklarım ve yaşattıklarım için. "Geçmişi silip atma şansım olsa ne yapardım?" Kıyamazdım. Onca pişmanlığın içinde yaşadığım küçük mutluluklara, her düşüşümde yeniden ayağa kalkıp kendimde hissettiğim güvene ve daha binlercesine. Hoş ne yararı var ki geçmişe bakıp hayıflanmanın. Ama insan geçmişini düşünmeden de edemiyor işte. Sen düşünmesen başkaları hatırlatıyor. Evet geçmiş çoktan geçip gitti, gelecek de elbet bir gün geçecek ama bugün benim elimde. Yaşadıklarım, yaşayacaklarım, mutluluğum ve hüznüm hepsi benim elimde. Sizin de öyle! Sakın boşvermeyin kendinizi, geçmişi geleceğe bir anlam olarak da yüklemeyin. Her zaman söylemekten bıkmadığım gibi "Yaşamak istediğiniz gibi yaşayın hayatı!"
-Bayanbilen-

4 Ekim 2012 Perşembe

Günce..♥ 57 | Suriye ile savaşsak?

Bugün televizyonda ansızın rastladığım bir haber ile kendime bir soru sordum "Acaba Suriye ile savaşsak ne olur?" Cevabını henüz bulabilmiş değilim.
Belki biz güçlü çıkar ve bu savaşı kazanırız ama ya sonra?Sayısı milyonlara ulaşmış ölü insan. Savaşanlar ülkeler ama ölenler insan, ve en önemlisi ölen en büyük şey insanlık. Belki bir çocuk vardır Suriye'de babası asker olan, işte o babasız kalır. Bunca olacak şeye rağmen biz perdenin sadece ön yüzünü görürüz. "Savaşı yendik!" Bilmeyiz ki o an insanlığımızı kaybettik. Kim sevinir ki bir çocuk babasız kaldığı için, ya da çocukluğundan hatırladığı tek anı savaş olan insanlar olmasını kim ister ki? 
Eğer ki birileri haz duyuyorsa savaştan, her şeye rağmen ona insan diyebilir miyiz? 
"Suriye ile savaşalım.!" diyenler siz de haklısınız, onlar bizi vuracak ve bizim elimiz armut mu toplayacak? Ama işin arka yüzü böyle olmuyor işte, belki oradakiler Suriyeli ama onlarda insan. Zaten ne farkımız var ki birbirimizden? İşin en kötü yanı ise Suriye zaten kendi iç karışıklıkları ile uğraşıyor, yani onların kaybedecek bir şeyi kalmadı. Ama bizim kaybedeceğimiz koca bir insanlığımız var. Düşünün ki Suriye ile aramızda savaş çıktı daha sonra diğer devletler ne yapacak? Kimi bizim lehimize, kimi de aleyhimize bir taraf tutacak. Al sana 3. bir dünya savaşı.. Bir Hiroşima ayıbını daha kaldırabilir mi vicdanlarımız? 
Size Nazım Hikmet'in dörtlüklerini sunmak istiyorum.

"KIZ ÇOCUĞU 
Kapıları çalan benim 
kapıları birer birer. 
Gözünüze görünemem 
göze görünmez ölüler. 

Hiroşima'da öleli 
oluyor bir on yıl kadar. 
Yedi yaşında bir kızım, 
büyümez ölü çocuklar. 

Saçlarım tutuştu önce, 
gözlerim yandı kavruldu. 
Bir avuç kül oluverdim, 
külüm havaya savruldu. 

Benim sizden kendim için 
hiçbir şey istediğim yok. 
Şeker bile yiyemez ki 
kâat gibi yanan çocuk. 

Çalıyorum kapınızı, 
teyze, amca, bir imza ver. 
Çocuklar öldürülmesin 
şeker de yiyebilsinler."
İşte buradan da videosuna gidebilirsiniz.

Bu şiiri gördükçe tüylerim diken diken oluyor, gözlerim yaşarıyor. Gözünüzde bir canlandırsanıza sizin yüreğiniz de acımıyor mu? 
Bir Suriye ile savaş demek dolaylı yollardan bir Hiroşima faciası demek. Bir Suriye Savaşı demek gözü yaşlı analar, ölen yiğitler demek. "Şehitler ölmez." mi diyorsunuz yoksa? İşte siz onu bir de şehit annesine sorun. 
-Bayanbilen-



3 Ekim 2012 Çarşamba

Günce..♥ 56 | Biri bana çocukluğumu getirsin. ♥

Evet keşke hep çocuk kalabilsek.. Gizli gizli oyuncaklarla konuşup, onlara derdimizi anlatabilsek. Hayali arkadaşlar edinip, annemiz odamıza girdiğinde onu yatağın altına saklayabilsek. Camdan dışarıdaki insanları saatlerce izleyip, komşu teyzenin evde olup olmadığını merak edebilsek. Keşke en büyük üzüntümüz oyunu kaybetmek olsa ve yağan yağmurlara sevinebilsek. Bizi kıskananların da tek kıskanma sebebi oyunda onları yenmemiz olsa ve mızıkçılık yapsak birbirimize. Ama hiçbir zaman kimseye gerçekten kin duyamasak, 2 günden fazla küs kalamasak. Annemizden para isteyip gidip hangi şekeri alacağımızı saatlerce düşünebilsek. Kapının kenarında boyumuzu ölçüp, balkona zorla salıncak kurdurabilsek. Evet ben de çocukluğumu özledim. Salıncakta sallanabilmek için dakikalarca beklemeyi bile.. Tam sıra bana geldi derken "Bak ablası bu küçük o senden önce salıncağa binsin." diye emrivaki yapan teyzeyi bile özledim. Keşke insanlara kızarken de hep o kadar masum kalabilseydim.. Var mı ki "Ben çocukluğumu özlemedim." diyen, diyebilen? Sanmıyorum. Bir başkaydı çocukluk, masumdu. 
Şimdi annemlerden duyuyorum da babam ilk uçurtmamızı yaptığında ona "Şimdi biz bununla nasıl uçacağız?" diye sormuşum. Düşünsenize uçurmayla birlikte biz de uçacağız sanıyordum. Sonra bir de korkak bir çocuktum ben babam da bu sorunun üzerine " Üstüne bineceğiz annen, ben sen bir de ablan." diye benimle eğlenince, oturup ağlamışım "Ben tutunamayıp da düşersem ne olacak?" diye. Hatırladıkça özlüyorum çocukluğumu, düşüncemdeki saflığa bir bakın. :] Mutlaka sizin de bunun gibi anılarınız vardır çocukluğunuza dair. Saf, temiz ve oldukça sevimli anılar bunlar. 
Keşke ben de öyle saf kalabilseydim, keşke hiç büyümeseydim. 
-Bayanbilen-

2 Ekim 2012 Salı

Günce..♥ 55



Herkese Selam,
Bugün biraz uykulu, oldukça da mutlu bir şekilde karşınızdayım. :] Geç yatmak, erken kalkmak falan derken 4 saatlik uyku ile duruyorum. Gerçi aşırı az falan değil, ama tatilde aralıksız 15 saat uyuyabilen biri için yorucu. :] Mutluluğa gelince de aslında hiçbir sebebi yok. Ama mutluyum işte belkide bir çok küçük şey birleşmiştir hayatımda. Her neyse mutluyum işte nedenini aramama ne gerek var ki? :]
 Az önce dün yazdığım güncenin sonunu okudum da aşırı koyu bir Fenerbahçeli olarak çok hırs yapmışım. :] Gerçi Alex'in bu şekilde gönderilmesine gerçekten çok üzüldüm, ne bileyim bir Alex'ti Fenerbahçe. Şimdi ne maç izleyesim, ne de Aykut Kocaman Aziz Yıldırım muhabbeti yapasım var. Tek umudum Alex'in bu şekilde gönderilmesinde rol alanların Fenerbahçe yönetiminde barınamayacak olmaları. Sonra hayallerim de var belki ilerde Alex teknik direktör olarak döner falan. :] Her neyse maç her ne kadar erkeklere özgü olmasa da, kadınların bir çoğunun sevmediği de kesin. Onun için bu muhabbet bizi hiç açmayacak. :]
 Şimdi hoop diye konu değiştirerek size küçük bir şey anlatayım; şimdi seçmeli ders seçeceğiz şıklar müzik ve beden. Doğal olarak müzik isteyen sadece 6 kişi var, ben de sınıfa geldim sayı alacağım bir baktım erkeklerde bir gülümsemeler bir mutluluk müzik aşkıyla yanıp tutuşmuşlar. Sonradan işin aslını anladım meğersem müzikçiyi görmüşler tabii kadın da genç, aşırı güzel. :] O an sınıfın halini görmeliydiniz, gülmekten öldüm resmen. Duvara bakarken gülümseyenler bile vardı. :] Ne bu erkekler böyle, biz hiç öyle miyiz dimi? Gerçi düşününce bizim erkek hocalarımız 40'ı geçik ama.. Hem sınıfa genç ve yakışıklı bir hoca gelse bile o gözle bakmam hiçbir zaman. Her ne kadar erkeklere gülsem de, bu olayı çok da garipsedim yani.. :] Gerçi sonuç olarak yine müzikte 6 kişi kaldık, onlar bedenciyi de görünce müziği bir kenara bırakıp beden aşkıyla yanıp tutuştular. :] İşte beni oldukça güldüren, ama bir o kadar da traji komik bir olaydı. Sanırım o anki hallerini ömür boyu hatırlayıp, ara sıra da onlara hatırlatacağım. :] 
Neyse yine çok konuştum, ben en iyisi ertesi günlere de anlatacak konular bırakayım. :]
Kocaman sevgiler.. :]
-Bayanbilen-

1 Ekim 2012 Pazartesi

Günce..♥ 54 | Birazcık özür, birazcık sinir.. :/



Öncelikle Merhaba,
 Biliyorum blogu ihmal ettim ama blogu takip edenler bilir aslında günlük yazı yazmaya çalışırım. Ama şu son günlerde bir türlü bilgisayarı açacak vakit bulamadım, bir de üstüne internet ile ilgili bir problem yaşadım. Her neyse kısa bir özür dileyerek, sizlere bu günlerde neler yaptığımdan bahsedeyim.
 Daha önceden de gitar çalmak istediğimi belirtmiştim. İşte o gün kendimi nasıl bir hevese getirdiysem bugün solo gitar çalmayı tamamen öğrendim. Ezberimde de 8-10 şarkı var. İşte sizinde anlayacağınız gibi azmin sonu zaferdir. :] Onun için bundan önceki güncenin hayatımda hep önemli bir yeri olacak. Gitar hedefleyip de bu kadar kısa sürede başarıya ulaştığım nadir şeylerden biri. :] Bir de müzik dersini seçtim ve bundan sonra istesem de istemesem de gitar bir yıl boyunca hayatımda olacak. O zamanda akor çalmayı da öğrenirim herhalde. Tabii sene sonunda küçük çaplı bir konser ihtimali de hiç fena değil. :]
 Gitarı bir kenara bırakalım da gelecekteki kendime ve sizlere küçük bir öğüt vereyim; kimseyi üzdüğün için üzülme, karşındaki hiçbir şeyi fark etmez ama sen kendini mahvedersin. “Şimdi nereden çıktı bu böyle?” diyeceksiniz. Çıktı işte, geçmişimi düşündüğüm şu günlerde kendime kızmayı bıraktım. Bencil olmam gerektiğini hatırladım ve kendimle bir daha barıştım. :] İnanın kimse sizin üzülmenize değmiyor. İster en iyi arkadaşlarınızdan olsun, isterse dünyada en sevdiğiniz insan fark etmez. Siz en çok kendinizi önemseyin, bırakın başkaları istediklerini yapsın.
 Sizin de anlayacağınız gibi şu son günlere kendimle ilgili kararlar aldım. Peki, değiştim mi? Aslında bunu bende bilmiyorum değişmedim herhalde, sadece başkaları için üzülmeyi bir kenara bıraktım. Hem değişsem bile ne olacak ki? Mesela tırtıl da kelebeğe dönüşüyor, suç mu? Ya da kötü mü? Tabii ki hayır. Uzun zamandır yazmadım ya her şey birikti içime, nerden başlayıp nasıl anlatsam bilemiyorum hiçbir şeyi. Bu kadar yazdım daha hiçbir şey yazmamış gibiyim, o derece doldum yani. Her neyse ne ben sizi sıkayım, ne de siz boş yere kendinizi değerlendirmeye alın. Boşverelim gitsin.. :]
Hı bu günceyi sonlandırmadan şu fermuardan bileklik yapımına da değineyim. Maalesef Duygu’cum şu son günlerde pek bir üşengeçliğim üzerimde, renkli fermuar almaya bile gitmedim. Neyse ben ne kadar üşengeç olduğumdan bahsedip de daha fazla utanmayayım en iyisi. Fermuar bilekliği de yapmaya çalışacağım. Kocaman sevgilerle… Görüşmek üzere…
-Bayanbilen-

"Bugün ile ilgili kısa bir şey ise Alex Fenerbahçe'de kadro dışı bırakıldı.. Çok değerli (!) Aziz Yıldırım'a ve Aykut Kocaman'a soruyorum. ' Siz bir Alex nedir biliyor musunuz? ' Bence Alex tek kelimeyle ADAM'dır. Peki ikinizi toplasak beşle hatta onla çarpsak bir ADAM ya da bir Alex eder misiniz?" 

Moda da eskiye dönüş | Mango 2012 sonbahar kış modası. Kruvaze kesim palto çizme, boğazlı kazak ve yapay kürk ayrıntılı dar kesim bir jean pantalon

Havaların soğumaya başladığı şu günlerde pek çoğunuz halen yaz modasını sürdürseniz de bir kısmınız 2012 sonbahar kış modasına geçti. Henüz yaz modasına uygun giyinen bir çok kişi ise önümüzdeki günler için giyim kuşam tercihleri arıyor. Elbette bu arayışlar sürerken gardrobumuzda olanlarla idare ediyoruz.

Sizler için 2012 sonbahar kış modasıyla ilgili yazılarımıza ve önerilerimize devam ediyoruz. Benim bayan modasıyla ilgili takip ettiğim mağazalardan biri de Mango.

Mango'nun sonbahar palto modelleri arasında yandaki model dikkatimi çekenlerden biri.
Özellikleri
Fiyatı yazıyı yazdığım gün 99,99 TL gibi çok makul bir fiyat olan bu palto; kırmızı, uzun kollu, kruvaze ve oldukça şık bir palto. 61% yün,31% polyester,3% polyamid,3% akrilik,2% viskoz - Astar: 100% polyesterden üretilen bu palto vücudunuzu ısıtacak ve sizi soğuktan koruyacaktır. Dezavantajları; elde veya çamaşır makinesinde yıkanamaması, kurutma makinesinde kurutulamaması ve kuru temizleme dışında bir alternatifle temizlenememesi.

Görünümü tamamlamak için aşağıdaki gibi bir çizme, boğazlı kazak ve yapay kürk ayrıntılı dar kesim bir jean pantalon düşünülebilir.

Satın almak için
Mango web sitesi
http://shop.mango.com/TR/p0/mango/yeni/kruvaze-kesim-palto/?id=73900554_03&n=1&s=nuevo&ie=0&m=&ts=1349092933946
Kruvaze kesim palto
Fiyatı: 99.99 TL (yazının yazıldığı andaki fiyat)

Mango uzun kollu, kruvaze palto
Mango çizme
Mango boğazlı kazak
Dar kesim jean pantalon

Yazan: Bayan Bilen adına Deniz Karahan

Öne Çıkan Yayın

Bob Dylan Nobel ve Peace songs şarkıları hakkında | Yorumcu: Avril Lavigne || Günce 170

Ek: Bob Dylan Nobel Edebiyat ödülünü almaya gitmeyeceğini açıkladı. Bu Jean Paul Sarte'den beri bir ilk Ünlü rock müzik sanatçısı bes...

SİTE HARİTASI

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Copyright

Copyright
Yazarlarımızın her hakkı saklıdır

Yazarlarımızın her hakkı saklıdır

Creative Commons Lisansı
Bayanbilen.. ♥ by BayanBilen.com is licensed under a Creative Commons Attribution-Gayriticari-NoDerivs 3.0 Unported License.
Linkteki çalışma baz alınarak yapılmıştır http://www.bayanbilen.com.
Bu lisansın kapsamı dışındaki izinler http://bayanbilen.com/ adresinde mevcut olabilir.