Search

31 Aralık 2013 Salı

Günce 156 || İlk adım..

Nedir ki ilk adım? Bir bebek için her şeyin başıyken, ailesi için en büyük mutlulukken; bir aşık için en zor olanıdır. Ya da bir işe başlamak isteyen biri için en büyük engeldir "İlk adım geçsin de, gerisi gelir denilir." 
Çoğu zaman hiç atılamayacak olan adımdır, cesaret gerektirir. Belki atılmış olsa çok güzel yollara kapıları aralayacakken, sonsuza kadar o kapıların kapalı kalmasının nedenidir. Eğer iki kişi söz konusuysa hep karşı taraftan beklenen şeydir, gurur konusu yapılır. Eğer ortada gurur varsa, ilk adım yoktur. 
İlk adım.. Söylenildiği gibi ardından gelecek olan binlerce adımın başıdır. Gerçekleşmesi muhtemel bütün güzelliklerin, başarıların; beklediği şeydir. Mutlu olanlar da zaten ilk adımı atmayı bilenlerdir. 
Kendime bir sordum da peki ben ilk adımı atmayı biliyor muyum? Hayır, ben de bilmiyorum. İlk adımı atmak arkasından gelebilecek iyi ya da kötü bütün olaylara hazırlıklı olmayı gerektirir. Eğer göze alamıyorsan bütün ihtimalleri atamazsın o ilk adımı. Onun için zordur zaten, asla imkansız değildir ama öyle kolay kolay göze de alınmaz. 
Aslında hayat hep o ilk adımı atmasını bilenlere güzeldir. Doğru, bazen sertçe düşerler yere ama düşünce ayağa kalkma kendinle gurur duyma fırsatı da onlara özgüdür. Düşünün günün birinde çok farklı şekillerde şekillendirebilirdiniz hayatınızı ama siz bu yolu seçtiniz, belki de bir adım sizi çok daha farklı bir yerde yapabilirdi. Kimbilir bugün atacağınız ilk adım da sizi çok farklı bir yere taşır. Yeni dünyalar keşfetmekten korkmayın. 
Kocaman sevgilerle..
-Bayanbilen-

2 Aralık 2013 Pazartesi

Günce 155 || Çocuk gibisin!

Bilmem kaçıncı kez duydum bu ve benzeri cümleleri. "Çocuk gibisin, büyü artık." "Gerçekten, çocuk çocuk hareketlerin var." falan filan. Hiç düşündünüz mü yargılar koyarken işin iç yüzünü. Oysa ki şu hayatta en mutlular çocuklar değil midir?
 Birini kınarken çocuk gibi olduğunu söyler, en mutlu anlarımızı da çocuklar gibiyim diye tanımlarız. İnsanın en saf halidir çocuk; önyargısız, kötülükten uzak ve masumdur. Kim istemez ki çocuk gibi olmak, ben gerçekten bir çocuk kadar iyi olmak onun kadar masum kalmak isterdim hep. Gelgelim davranışlarım ise asıl eleştirmek istediğiniz, ciddi olmanın ne gereği var? Yeri geliyor hayat bile dalga geçiyor bizimle. Hoş ciddi ciddi tavırlarınızla, eğlenmek varken kuralları hayatınızın başrolü yapmakla, basmakalıp bir insan modeli olmakla asıl siz komik görünüyorsunuz buradan ama farkında değilsiniz. Üzülüyorum da aslında, olup bitenler maviyi hiç görmemiş birine anlatmak gibi. Hiç eğlenmemiş birinden beni anlamasını da bekleyemem. Açıkçası hayatı fazlasıyla ciddiye almak, biraz ahmakça geliyor bana. Neden bunu yapayım? 
Hayatta ciddiye alınacak bir şey varsa o da yalnızca bir çocuğun diğerinden daha aç, daha yalnız ve daha mutsuz oluşudur. Ne zaman ki bir kız çocuğu diğerine diğerine bebeğinin güzelliğiyle değil de hayal dünyasının genişliğiyle hava atar. Hıh, işte o gün ciddiye alınacak hiçbir şey kalmamıştır benim için. Bir gayem olacaksa hayatta o da bundan ibaret. Kurallarınız, gri düşleriniz ve ciddiyetiniz beni gram ilgilendirmiyor. Sizin deyişinizle çocukça da olsa böyle düşünüyorum. 
Günün birinde mavisini kaybetmiş herkesin yakalaması dileğimle.. 
-Bayanbilen-

29 Kasım 2013 Cuma

Günce 154 || Halimden izler

Her şey güzel iyi hoş da, bir şeyler eksik bugünlerde. Arkadaşlarım, ailem, sevdiğim, o bu şu yanımda ama eksik bir şeyler var yine de. Adını koyamadığım bir hüzün sarıyor dört bir yanımı. Sanki çevremdeki kalabalıktan, kuru gürültüden sıkılmış da kendimle günlerce konuşmak ister gibiyim. Ama zamanım yok, kendime kadarcık bile. 
Bugün bütün tanıdık sesleri geride bırakıp uzaklaşmak istedim burdan, önce biraz yürüdüm yollar tanıdık. Sonra durağa gittim durak tanıdık, otobüse bindim otobüs tanıdık, insanlara baktım hepsinde tanıdık günün telaşı.. Merak ediyorum hiç mi çığlık atmak gelmiyor içinizden, yeter artık demiyor musunuz? Nasıl bir düzen bu? Ne yapıyorum ben? Nereye kadar gidecek bu böyle? Değecek bir şey var mı bunun sonunda? Bilmiyorum, sadece kalabalığın arasına karışıyorum. Binlerce boş sesten biri olup çıkıyor cümlelerim. Hayallerimin üstüne griler birikiyor yavaş yavaş. Hep çocuk kalacaktım ben oysa ki, büyüyor muyum yoksa? Büyümek böyle bir şey mi? Sahi bu yaştan sonra büyür mü insan? Kafamın içi öyle karışık ki..
Cümlelerimi bir yükleme bağlayamıyor, iki dakikalık bir boşluk bulsam kendimi arıyorum her hecede. Her şey idare eder de, hiçbir şey tam değil bende. Tek istediğim son iki yılı hızlıca geçip bu şehirden uzaklaşmak. Bu insanlardan, bu yüzlerden, aynı sokaklardan uzaklaşmak. Düşlediğim bir hayat varsa da yalnız yaşamak istiyorum onu; sadece kendime hesap vererek, sadece kendime zaman ayırıp, sadece kendime kafa yorarak. 
Yine bir buruk melodiyi mırıldıyor notalar bende, bir an önce yeniden ben olabilmem dileğimle.. 
Kocaman sevgiler.. 

-Bayanbilen-

10 Kasım 2013 Pazar

Günce 153 || 10 Kasım; Bu yurdu bize verenler

Bugün 10 Kasım ve sevgili Atatürk'ümüzün bedenen ölüm günü. Ancak fikirler ölmez ve Atatürk kalbimizde yaşıyor. Ne Atatürk ne İsmet İnönü ne Kazım Karabekir ne Halide Edip Adıvar ne de Fevzi Çakmak ölmedi; çünkü onlar ve bu yurdu bize verenler, şehitlerimiz ve tüm kahramanlarımız kalbimizde yaşıyorlar.
Bu yurdu bize verenler kalbimizde yaşıyor

1 Kasım 2013 Cuma

Günce 152 || Hayallerinle Gel Mimi :) [12.mim ]

Çoktan sabah olmuş ve göz kapaklarımın ardından bile görebiliyorum yüzüme vuran güneşi. Çok alışkın olmadığım bu yeri yadsımıyorum hiç çünkü; şimdi ya kapı ya cam açık olmalı ki taze kekik kokuları sarmış dört bir yanımı.
 Yavaşça açıyorum gözlerimi rüyada olmadığımı bilmem kaç kere kendime hatırlatarak. Sonra kendi küçük karavanımın içinde buluyorum kendimi, derin bir nefes alarak tekrar içime çekiyorum kekik kokusunu. Ne büyük bir huzur bu böyle, şehrin grisinden uzakta rengarenk bir dünyadayım. Şehirdeki zoraki yataktan kopuşlar şöyle dursun bu güzel güne daha çabuk başlamak isteyerek yattığım yerden doğruluyorum. Ayaklarımı yere basıyorum ve ayağımın altında beton kütleleri ya da farklı insanların hayatları olmamasının verdiği mutlulukla bir kez daha seviyorum burasını. Ayakkabılarımı giyme ihtiyacı duymadan baharın canlılığını yeşiline katmış otlara basıveriyorum, ardından yeşilliklerin arasından bana göz kırpan o mavi çiçeğin yanına gidiyorum. Önce koparmak istiyorum sonra vazgeçip karavanıma geri koşuyorum; zaten küçük olan karavanın içinde rahatlıkla bulduğum fotoğraf makinemi kapıp bir fotoğrafını çekiyorum bu güzel anın mavi çiçeği, ardındaki onlarca çiçeği, yeşilliği, gökyüzünü, her şeyi ama her şeyi. Ne zaman ki yalnız hissediyorum kendimi karavanıma geri dönüp bir kahve ısmarlıyorum kendime -her zamanki gibi şekersiz- hih şimdi tam oluyorum işte. Bir şeylere yetişmeye çalışmadan, saate bakıp durmadan, istediğim kadar kitap okuyarak, istediğim kadar kahve içerek, istediğim kadar gitar çalarak, istediğim kadar uyuyup, istediğim kadar müzik dinleyerek geçiyor günler. Mutlu geçiyor günler. 
----------------------------------------------
İşte böyle bir hayal kurdum ben de beni mimleyen pehito sayesinde. :) Biraz hayal de siz kurmak istemez miydiniz? Durmayın o halde. :)

-Bayanbilen-

23 Ekim 2013 Çarşamba

Günce 151 || Bir kadın, bir elmas

Hani bazı kadınlar vardır hayalleri kırılmış, paramparça. Mutluluğu kaybettiğini sanan, devamlı melankoli halinde.. Kabul ederim ki güzel şeydir melankoli kıvamı tuttuğu zaman. Gelgelim abartmak biraz ahmakça. Hele ki bir kadın kendi gücünün farkında değilse, daha bir beter durum. 
Oysa ki ne gerek var bu kadar kırılmaya? Biraz mutlu olmaktan, güçlü görünmekten ne çıkar? Bence her acının sindiriliş evresinden sonra büyük bir kahkaha patlatıp el sallaya bilmek lazım arkasından. Olur da bir sevgili, bir arkadaş, bir dost dönüp de bakarsa geri arkasında büyük bir boşluk bırakmış da çok kıymetliymiş gibi sanmamalı kendini.
 Kim var ki o kadından daha değerli? Onun için gerekirse elini yüzünü yıkamalı, bir söz vermeli kadın kendine "Geçti.." diye başlayan bir cümle kurmalı. Sonra aynanın karşısına geçip biraz rimel, biraz ruj sürmeli. Gerekirse morarmış göz altlarını kapatacak bir fondöten. Belki biraz kuaföre uğramalı ama kesinlikle eskisinden daha iyi olduğuna inanmalı. Hayallerinin birinci kahramanını kendi ilan ederek bin bir hayal kurmalı ama yıkılan kalıntıların üzerine değil, yepyeni büyük bir araziye. O gün daha bir özenmeli dışarıya çıkarken üstüne başına. Ve son olarak kapıdan çıkmadan önce topuklu bir ayakkabı giymeli ayaklarına, dünden daha güçlü olduğunu büyüdüğünü kendi kendine hissedebilmek için. 
Mutluluk kadının içinde yaratılmış, tüm güzellikler onun düşlerinde. Bunun içindir ki eğrelti duruyor üzüntüler onun üzerinde, takvim yaprakları mutsuz günlerle doldukça ziyan oluyor kadın. Bu elmasın tozlanıp da ellerinde ovuşturunca tozun geçmeyeceğini düşünmek gibi bir şey, o denli saçma.
Gün olur da tozlanırsa elmasınız kıyafetinizin koluyla sildiriverin ucunu, inanın bu sefer eskisinden daha parlak olacak.
Mutlu kalın. :)

-Bayanbilen-

18 Ekim 2013 Cuma

Günce 150 || Yüzüme vuran güneş :)

Nasıl denir mutluluklar paylaştıkça çoğalır ya, bilmem sesimi duyar mısınız ben yazmaya geldim. 
Bundan yaklaşık altı ay öncesi ilk kez kocaman sırıtmıştım, tanışmadığımız bir çocuğa gizemli insan olarak doğum gününde kendi yaptığım kurabiyeleri bırakırken. Neden yapmıştım bunu peki? Biraz dalga geçmek diyelim, biraz arkadaş muhabbeti falan yapmıştım işte. Taa ki yakalanıp bütün gizem puff olup uçana kadar. :) 
İlk başta utandım yaptığımdan onu sevdiğimi sanacağını düşündüm, üstelik benden 4 yaş da büyüktü kesin dalga geçicekti benimle. Ama öyle olmadı benim onu merak ettiğim gibi o da beni merak etti biraz biraz konuşurken bir de baktık ondan bundan herkesten kıskanır olmuşuz birbirimizi. O şarkı söyleyip gitar çalıyordu, ve daha bir çok enstrüman.. Kısacası müzik yapmak için yaratılmıştı adeta gitar kursunda bana da o öğretiyordu. Bu bile onu kıskanmam için büyük bir nedendi, çünkü kızlar hoşlanırdı böyle şeylerden.
 Her şey "Hadi kalk sevgili oluyoruz." demeden kendiliğinden gelişti. Gün geldi kıskançlıktan, görüşememekten kavga ettik sonra kocaman bir ayıyla geldi yanıma. Ya da bir konuda tartıştık "Tamam, bitti." dedim kendi kendime tam gidip ona da diyecekken yine her zamanki gibi güldü bana olmadı. Sonra yeri geldi birbirimizin geçmişini merak ettik. Benimki temizdi erkeklerin sevme gibi bir özellikleri olmadığına inandırmıştım kendimi ondan öncesinde ama onun geçmişi hiç parlak sayılmazdı. Belki her erkek için normal bir şeydi ama ondan beklemezdim işte. Bana kalırsa oturup konuşarak çözemezdik bunu. Biraz yürüdük, biraz konuştum ama değiştiremiyordu geçmişi o da ilk bulduğu çeşmede beni ıslatmayı seçti yine kıyamadım işte. 
Bilmiyorum altı ay kısacık bir süre ama bir sürü tatlı anı biriktirdim şimdiden. Dersten, ondan, bundan vakit ayırdığım tek sosyalliğim o benim. Dünyadaki en yakışıklı insan değil belki, ama benim yüzüne bakınca böylesine içten sırıttığım ilk insan o. Onun bunun şunun beğenmesi değil benim gözümde bu kadar güzel olması yeterli benim için. Yapmacık aşk sözleri bir yana benim ona kıvırcanım, onun bana pörtleğim demesi içten olan. O gülünce yüzüme güneş vurmuş gibi bir hisse kapılmam falan, bilmiyorum işte. :) 
Tanıdığım bir çok kişinin bizi kötülemek için bir sürü sebebi var. Kimi "4 yaş şu an çok fazla" diyor, kimi "O üniversiteye gidiyor arada mesafe oluyor." diyor, kimi "Yakışmıyorsunuz." diyip kestirip atıyor. Ama önemli mi ki biz mutluyken? Hiç de bile. Onlar anlamıyorlar, bilmiyorlar ki hiçbir şeyi. Sadece konuşuyorlar. :)
Her neyse öyle ya da böyle şimdi mutluyum ben, gerçekten mutluyum. Her şeye karışmasından, kıskanmasından, özlemesinden her şeyden memnunum. Günün birinde bitecekse de hep bende güzel bir iz bırakmasından yanayım. Bakalım kimbilir günün birinde beni üzmeyeceğini, ya da hayatın bize güzel bir son yazmadığını? :)
Öyle işte,
neden anlatmak istedim bunu bilmiyorum. Tabii ki sizi ilgilendirmiyordur benim hayatım ama paylaşmak istedim. Ya da günün birinde geri dönüp bu yazıyı yeniden okumak istedim. Her neyse yazdım işte. :) 
Kocaman sevgilerr.. :)
-Bayanbilen-













16 Ekim 2013 Çarşamba

Günce 149 || Bayram coşkusu ve barış

Bugün bayramın 1. günüydü. Blog yazısını yazmak için maalesef, ancak şimdi vakit bulabildik.

Uzun bayram tatilinde bir kısmımız tatile gittik bir bölümümüz de yaşadığımız şehirlerde bayram coşkusunu yaşadık. Ben kendi adıma bulunduğum şehirde bayram coşkusunu yaşayanlardan biriyim. Bugün aile büyüklerini ziyaret ettim, bol bol şeker ve çikolata yedim, mezarlık ziyaretlerine katıldım vesaire.

Dedim ya yazmak için ancak vakit bulabildim ve koşa koşa sizlerin yanına geldim. Sağ olsunlar tüm Bayan Bilen ekibi de bayramımı kutladı. Zaten bu yazıyı hepimizi temsilen yazıyorum.

Aaaa unutmadan yazayım GrafikSaati ve Teori ve Pratik'ten Zeynep abla da hepimizi kutlayan bir mail attı. Okudum ve nedense bu mailden özellikle duygulandım. Kendisi bize dünyalar tatlısı bir bebekten Mehmet'ten kucak dolusu öpücükler yollamıştı, çok hoşuma gitti. Şimdi de ben kutlayayım. Zeynep ablanın, Tevfik abinin, desteklediğimiz sitelerden GrafikSaati site ekibinin, Selcen teyzenin, Belgin ablanın, Banu ablanın ve tüm Bayan Bilen GrafikSaati kadrosunun bayramını kutlarım.

Bayramın tüm ulusumuza ve dünya halklarına barış getirmesini dilerim. Hoş bayanlar zaten barışçıdır ama "ah şu erkekler" diyesim var. Sanki tüm kavgaların, savaşların başlangıcında hep erkekler var gibi hissediyorum ama bazen bayanların da erkeklerin dolduruşuna gelip barışçıl özlerinden uzaklaştıklarını gözlemliyorum.

Her neyse bunlar derin konular deyip konumuza döneyim.

Tüm Bayan Bilen okurları, dostları ve dost yayın organlarının okurları başta olmak üzere hepinize kucak dolusu sevgiler gönderip Bayan Bilen ekibi adına hepinizin bayramını kutluyorum.

Yazacağınız mesajlara yanıt vermekte gecikebilirim hatta yanıt veremeyebilirim. Çünkü bu sıralar özel günler hariç internete hemen hiç girmiyorum. Ancak tüm mesajlarınızı er ya da geç okuyorum.

Bu yazıyı ben sadece kendi adıma değil aynı zamanda Burcu, Buse ve tüm ekip arkadaşlarım adına yazdım.

 Bayan Bilen ekibi adına hepinizin bayramını tekrar kutlarım.

1 Eylül 2013 Pazar

Günce 148 || Bir de mavi gözlüklerinle bak güneşe ! :)

Bir düşünsenize hayatımızda ne kadar da önemsiz şeylere üzülüyoruz. Ceviz kabuğunu doldurmayacak şeylere alınıp, kendimizi boşu boşuna güneşten mahrum bırakıyoruz. Ama güneş dışarıda bizi bekliyor her an. Hatta odamızın kapalı perdesinin arasından süzülüp "Hiişşt, gelmiyor musun?" diye sesleniyor bize.
 Peki neyi bekliyoruz, mutlu olmak için? Bütün insanların bizi anlamasını ve kusursuz bir farkındalıkla yaşamasını bekliyor olamayız herhalde. Yani bunu beklemek bir perinin gelip dünyaya sihirli değneğini değdirmesini beklemekten farklı değil. O halde beklemeyelim, hele ki güneş bizi böylesine çağırırken..
Çünkü gün olup yapraklar dökülüp, yağmurlar yağacak.. Bu olmak zorunda, çünkü hayat böyle bir döngü. Ve şimdi  mutlu olmanın mevsimi, hüzünleri yarınlara bırak ve dışarı çık. Tanımadığın insanlara gülümse, isterlerse deli desinler kimi ilgilendirir? Belki içlerinden birinin gönlünü hoş etmiş olursun.. Mutluluk bulaşıcı, koş ve bulaştır herkese çünkü bulaştıkça çoğalıyor mutluluk. 
Ve son olarak kocaman gülümsee hayata, bak geldim de burdayım ve yaşamayı seviyorum. Pembesinden mavisine, siyahından beyazına kadar bütün tonlarını. Hatta ve hatta hüzünlerimi bile seviyorum arkasından gelecek mutlulukları anımsattığı için de. Bir de böylesine mavi bak hayata, ne kaybedersin ki?
Yazlarınız ve güneşiniz daim olsun. :)
-Bayanbilen-

Günce 147 - 1 Eylül dünya barış günü

Deniz Karahan - Burcu Bayram'ın izniyle yazdı
Herkese merhabalar,

Bugün bu yazımızda herkesin 1 Eylül dünya barış gününü kutlarken keşke, "dünyamız hep böyle güzel ve hep böyle barış içinde olsun" diyebilseydik ama maalesef diyemiyoruz. Çünkü her yerde savaş var.

Biraz önce Kongo'daki iç savaşta 2006 yılından bu yana 5 milyondan fazla insan öldüğünü öğrendim ve ağladım. Çok üzülüyorum ama birşey yapamıyorum. İnsanlar birbirine niye zarar verir onu bile anlayamazken, öldüren insanları hiç anlamıyorum.

Offf... Ekip arkadaşlarımın hiçbirinin eli bugün bu yazıyı yazmaya gitmedi çünkü hepimiz çoküzülüyoruz. Görevi bana yüklediler ama yüreğim paramparça. Nolur artık savaş olmasın, kimse kimseyi üzmesin ve tüm kavgalılar barışsın.

 1 Eylül dünya barış günü savaşların son bulmasına aracı olsun, olur mu?

Ailenizin üzgün kızı
Deniz Karahan
Bayan Bilen Burcu'nun izni ve görevlendirmesiyle yazdı.
Sevgiler
Barış güvercini

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Günce 146 || Hüzün kokan bir geceden..


 Gökyüzü hüzün kokuyor bu gece..
 Çok uzun zaman geçmiş bu kokuyu duymayalı. Tanıdık ama eski bir koku bu, yoğun bir koku. Kokuyu bir kenara bırakıp etrafa bakınıyorum yıldızlar da bulanık bu gece, bense oturmuş bekliyorum bir köşede. Her bir dakika yeni bir yıl gibi, geçmek bilmiyor. Zaman geçsin diye elimi neye atsam her şey yarım, ben de bir yarımım bu gece.
 Kaçıncı kez söz verdim acaba kendime üzülmek yok diye? Ama bu kez farklı her şey, düzelmek yok bu gece. Her şeyin en başa dönmemesi için düzelmek yok, savaşmak yok.. Bekliyorum şimdi uzaklardan gelecek bir barış çağrısını. Ama sadece bekliyorum. Beklediğim gelmeyecek bile bile bekliyorum, güneşi görene kadar bekleyeceğim bu gece. Son noktasına kadar, gecenin gittiği son yere kadar bekliyorum. Son şansa kadar da bekleyeceğim.
 Beklediğim barış çağrısı gelmezse de savaşmak yok bundan sonra. O kalın duvarlarımı çekeceğim etrafıma bana kadarcık bir yer bırakacağım içeride. Belki mutlu olmayacağım ama mutsuz da olmayacağım, ne kadar şikayet etsem de zamanında hissizliğin kıymetini bilememişim ben. Mutlu olmadıktan sonra hisli olsan ne fark eder sanki? İşte o zaman son kez üzülürüm ben bu gece, gün doğar da güneş doğmazsa surlarımı çekerim etrafıma. Yarın olunca dışarıdan görenler güneşe benim küstüğümü sanacaklar ama kimse bilmeyecek aramıza engeller koyanın bir türlü doğmayan güneş olduğunu. Olsun ben bileceğim. Ben bilsem yeter zaten.

-Bayanbilen-

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Günce 145 || Son inci'ye


Neden böyle oluyor ki her seferinde tam buldum diyorsun denizin içindeki son inci tanesini, deli gibi sevinip havalara uçuyorsun sonra biraz sildiriveriyorsun gömleğinin koluyla bir de bakıyorsun ki "puff!" olmuş karışmış havaya. Sonra gerçek inciyi bulsan bile aklın öncekinin toz olup havaya karışmasında kalıyor.
 Bütün ümidini yitiriyorsun inciye dair, o ilk inci sandığını kendi benliğinden uçup gitmiş gibi özlüyorsun. Oysa ki ben özlemek istemiyorum, gitme kal istiyorum ama inci gibi kal istiyorum. Bu toz bulutu yaşartıyor gözlerimi sık sık. Madem incisin bende niçin böyle her rüzgarda havaya karışıyorsun, sende biraz bende kalmak için yorsana kendini savaşsana rüzgarla. Bak küçücük kaldın avuçlarımın arasında, yitip gideceksin diye deli gibi korkuyorum. Ama her zaman dediğim gibi ikinci bir ihtimalimiz yok bizim eğer havaya karışmışsan bir kere, yüreğimin derinlerinde inci avcılığı yapmam ben bir daha. Hem ilk seferde yitip giden, ikincisinde hiç kalmaz ki bende.. Baksana nasıl güzel olduk biz böyle, kıyabiliyor musun sen bize. Öyleyse gitme demiyorum çünkü gitmek değil bu biliyorum. Öyleyse yitme sen. 
Ben senin inci olduğuna inanmışken bile bile benden yitme.
Bende yitme..

-Bayanbilen-

10 Ağustos 2013 Cumartesi

Günce 144 || Sonunda kulağımı da deldirdim :D

Selamm :)
Bundan aylar öncesinde kulağımı deldirmek istediğimi ama korktuğumu falan söylemiştim. O sıralar korkudan gitmedim deldirmeye, sonra da unuttum. İşte arife günü çarşıda gezinirken de bir gümüşçü dükkanı gördüm attım kendimi içeri bir anlık kararla deldirdim gitti. :) 
Önceki yazının yorumlarında deldirmek isteyen ama benim gibi korkan birileri yorum yapmıştı. İşte şimdi söylüyorum inanın hiç acımıyor, hatta o kadar hissetmiyorsunuz ki ben deldiniz mi diye sorduğumda kadın çoktan delmiş bile. :) Ama şunu da atlamamak lazım eğer sırt üstü uyuyamayan bir insansanız uyku konusunda çok sıkıntı yaşıyorsunuz, çünkü inanın o küpelerle yatılmıyor. Bir de kulağımda şimdi toplamda üç delik var ve üçüncü kıkırdağın kenarına geldi onun için gece üstüne yatınca birazcıcık sızladı. :) Hoş dayanılmaz bir acısı hiç olmadı, ne yapalım gülü seven dikenine katlanır o kadarcık. :) 
Sonrasında çok sıkılıyorum ben bayram gezmesiydi, evde kalan küçük kuzendi falan iyice daraldım. Ne yalnız ne de arkadaşlarımla dışarıya çıkmak için hiç vakit bulamıyorum şu sıralar, onun için yine içim sıkıldı bi karamsarlaştım falan. :) 
Yarın ilk iş kendime zaman ayırmak, siz de bunu ihmal etmeyin yoksa benim gibi melankolik havalarda takılırsınız. :) 
Kocaman sevgilerr ! :))

3 Ağustos 2013 Cumartesi

Günce 143 || Ağzım kulaklarımda bugün.. :)

Selamm! :)
Aslında başlarken bugünün diğerlerinden hiçbir farkı yoktu geç uyan, duş al, kursa git, oradan dön.. Sonraaa günlerdir görüşemiyoruz iki dakika çıksana bi dışarı dedi, kaptım bisikleti çıktım bende. Geçenlerde bir tartışmıştık meğersem kocamann bir ayıcık almış gelmiş bana. Küçüklükten beri sevdiğim bir ayıcık var onu anlatırdım ona, o da ayıcığı kıskanırdı falan şimdi onun ayıcığıyla ilgilenebilirmişim istediğim kadar. Sanırım ben bugün hayatımda aldığım ve alabileceğim en güzel hediyeyi aldım, en anlamlısını. Görseniz öyle sevindim ki elim ayağıma karıştı kocaman ayıcığı eve nasıl getirdim nasıl taşıdım hiç bilmiyorum heyecandan. :)
Bir de dışarı aceleyle çıkarken beyaz dar paça pantolon üzerine de kot bir gömlek geçirivermiştim, bir gittim yanına o da beyaz pantolon gitmiş üzerine de aynı tonlarda kot bir gömlek. Denk getirmeye çalışsak böylesi olmazdı herhalde. Her neyse çok mutluyum ben çok tatlı bir ikili olduk biz ya, evet evet çok tatlı olduk. :) Bugün söz verdim kendime biz mutluyuz diye mutsuz olan insanları önemsemek, gelecek için evhamlanmak yok asıl olan bugün. :)
Öyle işte ya.. Ağzım tam anlamıyla kulaklarımda bugün.. :)
Kocaman sevgilerr ! :)

28 Temmuz 2013 Pazar

Günce 142 || Odamın içindeki kocaman dünyam..

Önceleri hayatın dışarıda olduğunu düşünürdüm ama zamanla farkettim ki hayat insanlardan en uzak olduğun noktada. Yalnız kaldığında, hayallere daldığında gerçek hayattasın. Sokaktakilerin hepsi birer yanılsamadan ibaret, birbirine gülen suratların arkasında bile kötü düşünceler var.
Onun için ben kendi dünyamı odamın içine kurdum; resimlerim, müziklerim, hayallerim, kitaplarım ve bilgisayarım. Biz daha gerçeğiz dışarıdan, kapadım perdeleri dilediğimce özgürüm işte. Şarkılar açıp deli gibi dans edicek kadar, kimseden çekinmeden saçmalayacak kadar.. Özgürüm burada..
Gün bitsin de odama ulaşayım diye bakıyorum, insanların ışıltılı ama sahte dünyasından kendi karanlık ama rengarenk odama kaçıyorum en kısa yoldan. Her şey yolunda burada, yani benim dünyamda.. Kocaman gülümseyebiliyorum burada, kimsenin bana kendi kendime güldüğüm için deli demeyeceğini bilerek. Ayıcıklarıma sarılıyorum yıllardır ellerimin arasından kayıp gitmeyen nadir dostlar onlar, ayrıca beni saatlerce bıkmadan sıkılmadan dinleyebiliyorlar. Sonra bu dinlediklerini yüzüme de vurmuyorlar, kırk yıldır aranılan dost diyorlar ya onlar benim ayıcıklarım işte.. 
Sonraa ayıcıklarıma şarkılar çalıp söyleyebiliyorum özgürce, istediğim kadar bağırarak beğenilmeme kaygısı yaşamadan.. Sahi ayıcıklar fazla iyi değil mi bu dünya için? :)
Öyleler sanırım..
-Bayanbilen-

25 Temmuz 2013 Perşembe

Günce 141 || Hiç hoşlaşmadığım şeyler şunlar ki..

Sevgili blog sanırım bugün hoşlanmadığım şeyleri sıralayasım var, çünkü bugün hep hoşlanmadığım şeyler geldi karşıma. :(
Meselaa.. Bir iş yapıyorsan suçlu da olsan yaptığın şeyin arkasında duracaksın, evet ben yaptım diyebileceksin. Öyle hayır aslında öyle olmadı böyle oldu ben yapmam falan diye kıvırmak hiç yakışık alır bir davranış değil. Üstüne üstlük çok da komik duruyor. Gerekirse evet kızgındım o an ve onları yapan bendim diyeceksin, kıskandım yaptım diyeceksin, mutlu olma istedim diyeceksin ama ben değil arkadaşım yapmış hiç haberim yok demeyeceksin işte. Gülünç duruma sokmayacaksın kendini de.
Ondan sonra eğer karşındakine güveniyorsan sen de yerli yersiz kıskançlıklar yapıp, aranızı bozmayacaksın. Kaldı ki sen ona güvenirsen o da nerede nasıl davranacağını, hangi olaya nasıl bir tepki verebileceğini bilir herhalde. Hem aşılabilir konularsa eğer ortadakiler boşu boşuna yormayacaksın kendini de onu da, yıpratmayacaksın hiçbir şeyi. En çok da oyunlara gelmeyeceksin, geçmişin umutsuzluğundan bugünün mutluluğuna uzanan o bencil elleri boş çevireceksin geri. 
Sonra bir de kendime kızdım bugün. Ben de bir başkası istediği için değişmeyeceğim bundan sonra, mutlu kalalım diye düşüncelerimi ezdirmeyeceğim böyle. Bu da kendimden verdiğim son taviz olsun. Günün birinde yalnız kaldığımda araya mesafeler girdiğinde, geride bana dair bir şeyler bulabilmek için kendimden taviz vermemek zorundayım. 
İşte öyle sevgili blog kızgınım bugün ona, buna, şuna ve sanırım ki en çok da kendime. Olsun her zorluktan sonra biraz daha büyüyorum. Hayat bu karşılaşacağım engeller her seferinde biraz daha uzun boylu olacak, ve ben bir sonraki engelden daha az zararla paçamı kurtarmak için büyümek zorundayım.
-Bayanbilen- 



24 Temmuz 2013 Çarşamba

Günce 140 || Hani kabul ederseniz ben geldim :)

Bu sefer çok özür dileyerek geliyorum buraya, eteklerinin ucundan tutmuş suç işlemiş yaramaz bir kız çocuğu gibi. Çünkü biliyorum bu kaçıncı araya uzatışım böyle. Ama sanırım hayatın karmaşasına kaptırıveriyorum kendimi hemen, onun için aksatıyorum hep asıl yapmam gerekenleri.
Mesela şu spor yapma kendine çok çok iyi bakma konusu vardı ya ramazanı bahane ederek o işi de aksattım ben. Başkalarını bir kenara koyup kendimi düşünmeyi de aksattım. Ne kadar şımarık bir çocuğum hala ben, verdiğim bir kararı kendim uygulayamıyorum doğru düzgün daha. Ara ara buraya gelip kendimi motive etmem gerekiyor sanırım. Ya da gaza getirmek mi desek şuna ayıp olmazsa? :) 
Her neyse işte bugünlerde aklım hiç başımda değil, karnımdaki kelebekler bir ara kaçar gibi yaptılar ama sanırım biraz mola vermişler şimdi eskisinden daha hızlı uçuşuyorlar içerimde. Amaan nazar değmesin biz mutluyuz o kelebeklerle de. :)
 Sonraa.. Bugün eski yazılarıma dönüp dönüp okudum da ne kadar değişmiş, ne kadar başkalaşmışım ben öyle. Onun için karar verdim ileride geriye baktığımda nasıl hallerden geçmişim tek tek hatırlayabilmek için yazmaya hep devam edicem ben. Böyle uzun uzun yazıcam hep. Kusura bakmaz, çok da sıkılmazsanız benden hani? :) 
Nedense kendimi hiç uslanmayan yaramaz çocuklar gibi hissediyorum, sahi büyüdüm mü ki ben? Yok onu da bilmiyorum. Her neyse kafamı toplayıp yeni bir günden, belli bir konudaki yazımda görüşelim. :) O zamana kadar çok iyi bakın kendinize.. 
Kocaman sevgiler.. :))

-Bayanbilen-



1 Temmuz 2013 Pazartesi

Günce 139 || Biraz kendine bakmanın zamanı gelmedi mi? :)

Herkese selam! :)
Bugün anahtar kelimelerim bakım, sağlık ve spor. Sanırım hayatın hızlı akışının arasında en çok unuttuğumuz şey kendimize biraz zaman ayırmak. Bugün bu konuya el koymuş bulunuyorum artık geç saatte yatmalar, öğlen kalkmalar, ayak üstü atıştırmalar, gün boyu yatmalar yok. :)
İlk iş düzensiz olan uykumu bir düzene koymak. Bu gece önceki geceler gibi dörtlere beşlere kadar oturmak yok, on ikiden sonra doğru yatağa. Yarın sabah yedi buçukta kalkılacak, güzelce kahvaltı yapılıp doğru koşuya çıkılacak. Koşudan sonra arkadaşlarla basketbol oynanıp, yeni spor dallarına el atılacak. Bunlar yapılırken bol bol su içmek ihmal edilmiyor tabii ki. Eve gelince de güzelce duş alınıp, saçlar mutlaka kurutulacak. Oradan da doğru İngilizce kursuna, dersi asmak aksatmak falan yok. Ya da derste hülyalara dalmak falan yasak, önce kendini düşüneceksin bu hayatta kendi iyiliğin için çabalayacaksın.
Yani anlayacağınız ben bugün yepyeni bir karar aldım. Bundan sonra başkaları için kendinden taviz vermek yok, önce kendin için önceden kurduğun planları adam akıllı yapacaksın sonra gelecek başkalarının istekleri. Yarın bugün yaptıklarından pişman olmamak için, planlı programlı kendin için çalışacaksın. Şimdilik ben aldığım bu kararda çok kararlıyım, bakalım ne kadar uygulamada kalacak aldığım bu yeni karar. 
Eğer siz de durup hayatınızı düşündüğünüzde başkalarının kendinizden daha önde geldiğini düşünüyorsanız, biraz değişikliğe ihtiyaç var  demektir. Bencil olun demiyorum, başkalarının istekleri için kendi isteklerinizi arka plana atmayın diyorum. O halde kolay gelsin sizee! :)
Kocaman sevgilerr.. :))
-Bayanbilen-

30 Haziran 2013 Pazar

Günce 138 || Kimim ben?

Bugün soruyorum kendime nasıl biriyim ben? Dışarıdan bakınca eksiklerim, fazlalıklarım neler? Kendi gözümle de görebilir miyim kendimi olduğum gibi? Denemek lazım.
Sanırım her şeyden önce çok hayal kuruyorum, nedense hayallerime ortak olmayan insanlarla da bir türlü anlaşamıyorum. Gerçekler rahatsız ediyor belki de beni, ama ben inanıyorsam benim gerçeklerimden de onlara ne ki?
Biraz da bencilim sanırım, ne kadar anlamak istesem de anlayamıyorum herkesi. Bazılarının bana karşı yapılan bir kaç düşüncesiz hareketi, onlardan uzunca süre soğumama sebep oluyor. Nedense bana yapılan kötülükleri de pat diye unutamıyorum. Eskisi gibi olsam da içeride bir yerlerde duruyor o yapılan kötülükler. Bu belki de benim içimdeki kötülükten kaynaklanıyor. 
Ayrıca çok evham yapıyorum. Biri birazcık farklı davransın, o mesaja geç cevap yazılsın falan hemen bir sürü komplo teorisi kuru veriyorum zihnimde. Ama bu elimde değil, akışına bırakamıyorum bir yerden sonra.  
Sonraa, sanırım fazla inceliyorum her şeyi fazla düşünüp gereksiz ayrıntılarda boğuluyorum. Bunun da farkındayım ama dediğim gibi rahat bir insan olamıyorum ben. Bunun için mutluluğu da çabuk yakalayıp, çabuk mahvediyorum. Yani sürekli duygu değişimleri yaşıyorum, sonra da yoruluveriyorum her şeyden.  "Bıktım" diyerek pes ediveriyorum. Erken kabulleniyorum yenilgiyi.
Güçlü biri değilim ben, biliyorum. Ama farkında olmak da bir şeydir değil mi? Yani öyle olmalı diye umuyorum. İnsan eksiklerini görmezse nasıl tamamlar ki? :) Hoş daha kimbilir ne kadar çok eksiğim var göremediğim. :)
Her neyse ben bunları düşünedurayım, her insanın mutlaka eksiği vardır ya sizde sizdekini arayın. Belki bulursak daha kolay başa çıkabiliriz kendimizle. :))
Kocaman sevgilerr! :)



24 Haziran 2013 Pazartesi

Günce 137 || Kelimelerimin bittiği yerdeyim şimdi

Hayat çok garip. Şu sıralar bana öğrettiği en büyük şey ise olmasını istediğimi söylediğim şeylerin aslında istediğim şeyler olmadıkları. Çok mu doyumsuz biriyim? Ya da yanlış yollarda mı arıyorum kendimi? Benim şu an dünyadaki en mutlu insanlardan biri olmam gerekiyor, olmasını istediğim çoğu şey çok kısa bir süre içinde gerçekleşti. Peki ya neden mutlu değilim? 
Hayır hayır bu ben değilim, hedefler ulaşılmayınca daha mı güzel görünüyor uzaktan? Yoksa kıymetini mi bilmiyorum elimdekilerin. Hoş kaybetsem mutsuz olacağımı da biliyorum. O zaman sorunum ne ki benim, neden şimdi böyleyim ben. Durgun, yorgun, ve bıkkın. 
Bir de benim konuşulacak kelimelerim hiç bitmez derdim. Mutlaka bi konu açar bir yerden konuyu uzatabilirim, bir insanla saatlerce muhabbet edebileceğime inanırdım. Ama şimdi fark ettim ki sözün bittiği yerdeyim. Nokta bir türlü konmamış, ama söz bitmiş. Bir virgülle devam etsem yoluma diyorum biraz duraksasam, ama sonra düşünüyorum da o virgülden sonra da hiçbir şey eskisi gibi kalmayacak. Cümlenin sonundaki noktaya yaklaştıracağım kendimi. Zaten virgüller bana göre de değil, söz konusu cümle hayatsa virgülü falan olmayacak bu işin ya nokta koyacaksın ya da devam edeceksin yoluna. 
İşte öyle garip bir haldeyim şimdi. Bir an önce kendimi bulsam diye bakınıyorum. Bir de müzik olmasa iyiden iyiye kaybedeceğim kendimi. Ve şimdi biraz gözlerimi kapatıp melodiye kulak vermeye çalışıyorum..
-Bayanbilen-

23 Haziran 2013 Pazar

Günce 136 || Biraz hayal kuralım mı birlikte? :)

Her gün bir konuyu tartışacak, konuşacak değiliz ya; bugün hayaller kuralım kendimize. Meselaa kız kıza toplanmış yayılmışsınız çimenlere herkes şıkır şıkır resimdeki kız gibi çocukça eğleniyorsunuz. Rüzgar yalıyor yanaklarınızı, uzaktan kuş sesleri geliyor kulağınıza.. Öylesine huzur dolu, öylesine mutlu bir ortam.. Kulak kulağa verip sevdiklerinizi çekiştiriyorsunuz, belki biraz da eşinizden sevgilinizden yakınıyorsunuz ama her yakınmanın sonunda kocaman bir kahkaha patlatıyorsunuz. Çimenlerde yalınayak dolaşıyorsunuz, şehrin stresinden uzak bütün kötü enerjinizi toprağa vermiş, önceki günlerden daha bir hafif hissediyorsunuz. 
Zıplamak, bağırmak, çağırmak serbest.. Hem de bunları yaptığınız için deli damgası falan da yemiyorsunuz burada. Çünkü burada arkadaşlarınızdan başka kimse yok, özgürsünüz. Arkadaşlar demişken sıradan arkadaşlarla değil gerçek arkadaşlarınızla birliktesiniz sizi yargılamadan koşulsuz şartsız seven anlayan cinsten. :) 
Gerçi şimdi düşününce bu kurduğumuz çok da büyük bir hayal sayılmaz, hepimizin gerçekleştirip mutlu olabileceği bir hayal bu. Öyleyse hayaller gerçekleştirdikçe güzel, en kısa zamanda kız kıza bir gün çalalım hayattan. Hayatın bugüne kadar bizden çaldığı günlere inat, yapalım bunu. Ertelemeden, bir an önce.. :)
Hadi, hadi plan kurmaya başlayın bile. Ben de kurayım aynı planı arkadaşlarla konuşayım, güzel olurr.. 
Mutluluk sizin avuçlarınızın arasında, avuçlarınızı aralayıp ondan biraz üzerinize serpiştirmek ise sizin elinizde.. 
Kocaman sevgilerlee! :)

21 Haziran 2013 Cuma

Günce 135 || Bu sefer kalmaya geldim :)

Merhaba ben geldim,
Biliyorum belki biraz geç oldu bu sürede takip ettiğim bazı arkadaşlarla iletişimimiz koptu falan ama toparlamaya geldim. Çünkü hepiniz iyi geliyorsunuz bana. Hayatın karmaşasından, günün yoğunluğundan, çoğu zaman kendimden bile size kaçıyorum ben. Son günlerde yaşadıklarım kötü olduğu için falan değil, aklım hep aynı şeylerde takılı kaldığı için pek iyi değilim. Sonra fark ettim ki benim biraz yazmaya, okumaya ve çıkar ilişkisi barındırmayan dostluklara ihtiyacım var. İşte onlar da siz oluyorsunuz bence. :)
Buraya bir şeyler karalamak iyi geliyor bana, bir nevi terapi gibi aslında. Onun için karar verdim ki bundan sonra her gece bir şeyler karalamaya geliyorum buraya, artık yazacak konu bulamazsam da saçmalıklarımı okumak zorunda kalabilirsiniz. :)
 Aslında son dört beş gecedir bir şeyler yazmak istiyorum ama gelgelelim nereden başlamalıyım ne yazmalıyım kestiremiyorum. Bu yazı düşündüğüm gibi güzel bir başlangıç mesajı olmasa da kendimi anlatabildim sanırım, yani öyle umuyorum. :) 
Kısacası artık buralardayım ben, öyle bir iki gün durup kaçmalık değil uzunca bir süre durmak için geldim bu sefer. Her neyse şimdilik kendinize iyi bakın! :)
Kocaman sevgilerr :))
-Bayanbilen-

8 Haziran 2013 Cumartesi

Günce 134 || Gezi Parkı

Gezi Parkıyla ilgili bir yazı yazmayı hep erteledim, çünkü çok hassas bir konu Gezi Parkı yanlış kuracağım en ufak bir cümle yanlış anlaşılmama yeter de artar bile. Şimdi hepiniz olayları hemen hemen en ince ayrıntısına kadar biliyorsunuz zaten ama bir de benim gözümden dinlerseniz olaylar şöyle;
Bir kaç ağaca sahip çıkmak adına bir grup insan masum ve haklı bir eylem yapıyor, şarkılar söylüyor ve kitap okuyor. Sonra birden polis çıkıyor ortaya ve bu iyi niyetli insanları dağıtmak adına onlara saldırıyor. Polisin bu tutumu o bir grup insanı yüzler, binler, hatta milyonlar yapıyor. Gezi Parkı bu sefer Gezi Parkı olmaktan çıkıyor ve bir direnişin, bir başkaldırışın sembolü oluveriyor. Bütün bunlar oladursun kapitalist sistemin mahsulü her olaydan kar amacı güden zihniyet el atıyor Gezi Parkı'na. Olayı halk direnişinden çıkarıp siyasallaştırmaya çalışıyorlar; kimileri de olayı faşizm ve kominizim çatışması olarak ele alıyor. Ama yine de bu büyük halk direnişini gölgede bırakmaya yetmiyor kar odaklı çalışan beyinlerin uğraşları. Bütün bunlar olurken polisin halka gösterdiği şiddeti protesto eden bir grup eylemciyi de, halkın diğer kışkırtılmış kesimi şiddetle sindirmeye çalışıyor. İçlerinde öyle gözü dönmüş olanlar var ki ölüm tehditlerine kadar gidiyor işler. Zaten bütün bu olaylar sırasında da insanlar yaralanıyor, ölüyor. Sadece eylemciler değil polis de zarar görüyor, sonuçta o da devlet memuru değil mi? O bu değil bir de kendi kendimize saldırıyoruz ya en kötüsü o, bizi birbirimize düşman edenler kendileri inmeliydiler meydana. Provokasyonlar olmadan olmalıydı her şey. Ama pardon kapitalist sistem zaten halkın her daim bir yerlerden kaybettiği sistemdi dimi. Güçlüler hep güçlü kalırdı, onlara zarar gelmezdi. Bütün bunlar olurken bir de medya var tabii ki, bu olayları çok önemsiz kabul edip belgesel yayınlayan medya. Penguenlerin yaşamının insan yaşamından çok değerli olduğunu kabul gören medya. İşte şu son olaylardan sonra öğrendim ki medyanın artık gücü falan yok, güçlünün medyası var ve her şey onun istediği gibi gösteriliyor. 
Her şeye rağmen halk haklı direnişini sürdürecek, gelgelelim gönül de ister ki bir an önce kutuplaşmalar ortadan kalksın ve bir orta yol bulunsun. Ama bunun için önce bir adım atmak gerek, üç beş çapulcu değil çünkü onlar belki taksimde değildik ama bizimde evlerimizde yüreğimiz onlarla attı. Kimimiz şehirlerimizde tencere tavasıyla sokaklara döküldü, kimi hala çadırda. Eğer sistem halkın kendi kendini yönetmesi ise, halk bunu istiyor. Ve o yüzde ellinin içinde o kadar insan tanıyorum ki evlerinde zorla duran; ama taksimdekilere saldırmak için değil, taksimdekilerle direnmek için. Onların özgürlüğüne, iradesine, duyarlılığını, kardeşliğine ortak olmak için. 
Bir an önce her şeyin düzelmesi Gezi Parkı'nın, Gezi Parkı olarak kalması dileğimle.. 
-Bayanbilen-

31 Mayıs 2013 Cuma

Günce 133 ♥ || Bugünlerde bende olanlar.. :))

Biliyorum yine ve yine uğramıyorum buralara, ama okuldan ondan bundan bir türlü fırsat bulamıyorum ki kendime. Neyse ki son bir hafta, öyle yada böyle bu haftayı da geçirdikten sonra kocamaaan bir tatil beni bekliyor. :) 
Bu arada, dersler sınavlar bir yana bu sıralar farklı bir şeyler de var bende. Hani belki aklınıza gelir bir ara anonimlik meselesi, karnımda uçuşan kelebekler falan vardı. Hıh işte hatırladıysanız biz sonunda onunla mutlu olabilirdik. Yani biz olabildik. :) İşte sanırım ondandır ki son günlerde daha bir farklı bakıyorum hayata, sık sık beni mutlu edebilecek şeyler buluyorum kendime. Hiç olmadı oturup biraz hayal kuruyorum, konuşmalarımızı okuyorum falan yine mutlu oluyorum. Aslında bilmiyorum, çok farklı hissediyorum. Beni ben olarak sevebilecek biri ile ilk kez karşılaşıyorum sanırım. Yanına gittiğimde heyecandan dizlerimin titrettiğini hissederken, bir fark ediyorum ki onunda benden farkı yok. İşte her şey bu kadar masum kaldığı sürece çok tatlı tüm bu duygular. :) Nasıl anlatılır bilmiyorum ama insan kendini özel hissediyor. Aman nazar değmesin bu hallerimize. :) Yoksa kolay kolay atlatabileceğim hasarlar almakla kalmam herhalde, zor bir dönem olur benim için. Bak yine olumsuzluğa bağladım olayı, bundan kurtulmalıyım işte. Dediğim gibi mutluyuz biz, zaman hiçbir şeyi bozmasın hep böyle kalalım diyoruz sık sık. :) 
Ve sayesinde anladım ki bundan bir on ay önceleri kafama çok taktığım gibi duygusuz bir insan falan değilmişim ben, sadece doğru insan hiç çıkmamış karşıma. Kaldı ki o doğru insan da beklemekle gelmiyormuş, birden ansızın kapını çalıveriyormuş. Ve sen o kapıyı açmadan önce acaba nasıl görünüyorum diye aynaya bakmaya, üstüne başına çeki düzen vermeye bile fırsat bulamıyormuşsun. :) 
Şimdilerde hep aynı konuları yinelediğim farkındayım ama aralıklı aralıklı yazınca hep bende olanlardan bahsetmek zorunda hissediyorum kendimi. Son bir hafta sonra dilediğimce o konudan o konuya atlayabilir, sık sık yazı yazabilir ve artık sizi kendimden bıktırabilirim. :) 
Her şey gönlünüzce olsun! :)
-Bayanbilen-

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Günce 132 ♥ || Düşündükçe.. :)

Son günlerde işte böyle gözlüğümün üzerinden bakıyorum hayata. Baktım ki hiçbir şeyin hızına yetişemiyorum, o halde ben de her şeyi kendi akışına bıraktım. Su akar yolunu bulur derler ya öyle.. 
Bu yaşadıklarımın sonunda mutlu ya da mutsuz olacağım ama hiç yoktan yeni bir heyecan duymuş olacağım hayatımda. İleride tebessümle hatırlayacağım anılar bırakacağım gençliğime, hiç yoktan iyidir değil mi? Yani öyle olmalı herhalde. :)
Zaten son günlerde iyice sardığım farkındalık yazıları sayesinde Polyanna'ya döndüm ben de. Sadece kendi yaşadıklarım için değil, başkalarının dertleri için de aynı oyunu oynuyorum. Bardağın dolu tarafına ışık tutuyorum. Bardağın ha yarısı boş, ha yarısı dolu biz ne dersek diyelim adına bardaktaki su hep aynıdır ama bardak bizim elimizde. Çeşmeyi açarsan bardağı doldurursun, çok açarsan da suyu taşırır ıslanırsın. Yani her şey biraz denge meselesi. Ne çok önemsemelisin her şeyi, ne de toptan salmalısın. 
Gelgelelim uygulamaya gelince hiçbir şey planlardaki gibi gitmiyor. Onun için günlerdir fark ettiğim şey şu ki düşünmeyeceksin. Çünkü düşününce her  şey birbirine karışıyor. 
Öyle işte şu an yine devamlı kendimle çeliştiğim bir yazının sonuna geldim. :))
İyi geceler size ! :)
-Bayanbilen-



13 Mayıs 2013 Pazartesi

Günce 131 ♥ || Yeni bir güne değil, yeni bir hayata başlarken.. :))


Yağmur kokulu bir sabaha açıyorum gözümü, odanın balkon kapısı aralık kalmış hafif bir rüzgar değiyor tenime.. Tatlı bir mayışıklıkla etkisinde kaldığım rüyadan alıyorum kendimi, saate bakıyorum daha alarm çalmamış. Biraz daha uyumak istiyorum sonra fark ediyorum ki uykuda beni bırakıp gitmiş. Öyleyse daha iyi ya uyumak yerine daha çok ben olmaya zaman bulurum diyerek kalkıyorum yataktan. Kafamı karıştıran her şeyin uyuyup hissizleşmemden önce bıraktığım yerinde kalmasına izin veriyorum. Hayır hayır ben onlara değil, bugün onlar bana izin veriyorlar. 
Hep düşlediğim yolculuk geliyor aklıma ve diyorum ki kendi kendime "Madem hemen bugün kalkıp gidemiyorum, burayı orası gibi yaşarım bende. Oturup o güne kadar mutsuz mu olayım yani?" Böyle davranmaya karar verince kendime acımayı da bırakıyorum, kafamı karıştıran şeylere gözüm takılıyor bir ara sonra boşver diyorum. "Boşver benden önemli mi?" tabii benden önemli değil ya. Belki dünyanın başrol oyuncusu ben değilim ama kendi masalımın başrolü bana ait. Öyleyse ben bitersem masal da biter. Somurtkan kral da kimmiş, şimdi sinir bozucu bir mutluluğu olan prenses olmaya geliyorum. Bekle beni çok sevgili masalım bu sefer kuralları değiştirmeye geliyorum. En en en önemli kuralımız şu üzülmek yok, seni üzecek şeylerden uzak dur ve onları düşünme. İkincisi insanları boşver onlar sadece konuşur. Üçüncü olarak da ilk üç kural hariç kural koyma kendine, kuralsız deli dolu yaşa! İşte şimdi daha bir içten gülümsemeler, durma hayat devam ediyor. Çok mu sert düştün? İkinci tekmeyi yiyerek tekrar kapaklanmamak için acele et, unutma herkes düşer ama aynı tekmeyi ikinciye sadece aptallar yer. 
İlerideki günlerin parlak olması için, karanlıkları geride bırakman lazım.. :)
-Bayanbilen-

11 Mayıs 2013 Cumartesi

Günce 130 ♥ || Bende olup bitenler..

Oturuyorum bir kenara, yanıma kahvemi alıyorum da şunlar geçiyor aklımdan. Daha iki gün öncesinde beklemek istemezken, her şeyin çok hızlı gittiği kanaatine hangi ara vardım ki ben? Ne ara bu kadar şüpheci oldum da, karşımdakinin onca sözüne rağmen hala "Acaba?" larımın zihnimde yankılanmasına izin veriyorum? Çok mu güvensiz bir insanım yoksa? 
İnsan karşındakini kendi gibi bilirmiş ya, yoksa güvenilmez olan ben olabilir miyim? Bir iki hafta öncesinde karnımda uçuştuğunu söylediğim kelebeklerin varlığından şimdi o kadar da emin değilim. Her şey o denli hızlı gerçekleşiyor ki, ben hiçbir şeyin hızına yetişemiyorum. Hep ikilemlerde kalıyorum. Onun içindir ki onca lafa söze rağmen sanki hiçbir şey olmamış gibi normal davranıyorum. Bunda utangaçlığın da payı yok değil tabii ki. 
Şimdi biliyorum içimden geçenleri buraya yazmam, düşüncelerimi derleyip toplama isteğimden. Tabii bu karışık cümlelerden siz hiçbir şey anlamadınız. Şöyle söyleyeyim geçenlerde bir ara içimdeki kelebeklerden, sonra da yaptığım anonimlikten falan bahsetmiştim. Onları okuyanlarınız varsa onlara açıklama yapayım. Sanırım o da bana karşı bir şeyler hissediyor, yani öyle söylüyor. Ama benim kafam komplo teorileriyle dolu, nedenini bilmediğim bir sürü soru var kafamın içinde. Ve yanındayken rahat konuşamıyorum, kaldı ki neredeyse konuşamıyorum. Hiçbir şeyden emin olmadığım için ilk adımları da atmıyorum, hani böyle genelde erkeklere odun deriz ya hıh işte o odun benim. Bilmem şimdi anlatabildim mi ama durumlar karışık. Ya da durumları karıştıran benim. Bakalım akışına bırakmak gerek diyerek düşünmemeye çalışıyorum. 
Kocaman sevgilerimlee..
-Bayanbilen-

9 Mayıs 2013 Perşembe

Günce 129 ♥ || Beklemek? Bekleme!

Nedir ki beklemek? Bir sıfat desen, nitelemiyor hiç bir şeyi. Bir eylem desen, ortada yapılan bir şey yok. Onun için bir süreçtir bence beklemek. İnsanın kendine kaldığı, olanlara alıştığı.. Ve belki de en çok bir şeyleri kabullenmeye başladığı. 
Tam da büyük fırtınaların içinde "Dursana bir beş dakika, ne oluyor?" diyen, bir iç kurtarıcı belki de beklemek. Zaman zaman umut doldururken kesene, zaman zaman ümitsizliğe doğru seni yuvarlayan iki yüzlü bir şey bu. Seni geliştirdiğini, yücelttiğini zannederken; seni iç dünyandaki bütün hüsnü kuruntularınla yoğurup, gerçeklikten uzaklaştıran bir şey. Azı yarar, fazlası zarar cinsinden. Çok sıkı fıkı olmaya gelmiyor, hemen gösteriveriyor ikinci yüzünü. 
İşte bunun için bekletme kimseyi, harekete geç! Bir anlık deli cesaretiyle olup bitiyor her şey. Karşındaki bekletme ki beklemek ikinci yüzünü göstermesin ona, kafasına seninle ilgili olur olmaz şeyler yüklemesin. Acele et, zaman geçiyor! Hemen şimdi!
-Bayanbilen-

7 Mayıs 2013 Salı

Günce 128 ♥ || Güzel kadın

Güzel bir kadın. Nedir güzel kadın? Sadece okunduğu kadar mıdır, güzel bir kadın işte o kadar mıdır? Yoksa göründüğünün çok daha ötesinde bir şey midir? Mesela güzel kadın, güvensiz kadındır bence. Sadece güzel olduğu için mi, yoksa o güzelliğin içinde bir kalp olduğu için mi insanların çevresinde olduğunu asla kestiremez. Birini sevse, sevildiğinden emin olamaz. Belki de budur onlarca kadın arasından ona layık görünen "güzel" sıfatının bedeli.
 Kim bilir belki de güzel kadın demek, yalnız kadın demektir. Kimse ona bakmadığı için değil, o kimseye inanamadığı için yalnız kadındır belki. Aslında herkes yalnızdır da, belki o daha bir yalnızdır bütün yalnızlardan. Hani bir kara vardır, bir de kapkara ya o hesap. 
Eve gidip makyajını sildiğinde de güzeldir kadın; ama makyajını sildiğinde suratındaki kocaman gülümsemesi kalmıyorsa orada düşündüğümüz kadar şanslı kadın değildir güzel kadın. Belki de hiç düşünemeyeceğimiz kadar mutsuz kadınlar hep o kıskanarak baktığımız kadınlardır. Kim bilebilir ki onun içinde kopan fırtınaları ondan başka? Hele bir gülüşüyle büyülemeyi başarırken herkesi, o maskenin altına gizlenmiş ruhu kim hissedebilir ki? Hani bir görünen gerçek vardır, bir de ondan ötesi.  İşte o ötesi gizliyor bütün gerçekleri. 
Sahi kime göre güzeldi kadın? Ona, buna, şuna?
-Bayanbilen-

6 Mayıs 2013 Pazartesi

Günce 127 ♥ || 12. Mim Çocukken oynadığımız oyunlar :)


Beni sık sık güldüren  Deeptone, her zaman destek olan Pe hito, bloğumu açtığım günden beri yorumlarını eksik etmeyen Sequin (yeni adıyla Payet) ve özellikle şiirleriyle beni kendine hayran bırakan Bahar beni aynı mimde mimlemişler. :) Hepsine tek tek teşekkür edip, yanaklarından öptükten sonra geç olsun da güç olmasın diyerek mimi yazmaya başlıyorum. :) 
Öncelikle çekingen bir çocuktum ben, herkesle kolay kolay arkadaş olamazdım. Bir de annesinden kaynaklı temizlik problemi olan bir çocuktum; ıslak elle kuma dokunmaz, çamurdan kaçardım. Onun için benim oynadığım oyunlar hep kişilerle ve mekanlarla sınırlı kaldı. :) Ama çocukluğun güzel yaşandığı bir mahallede büyüdüm; saklambaç, ortadasıçan, istop, 7 kiremit, ebelemece, 3 taş, sıcak-soğuk gibi bir sürü oyun oynardık. Ben genelde içlerinde en küçükleri olduğum için bir nevi en güçsüz, ezileniydim sanırım. :) Ama bir Gürkan abim vardı hiç unutmam beni yanına alırdı geri kalan tüm mahalle çocuklarıyla iki kişi futbol oynardık. İki kişi diyorum pardon ben genelde kalede dikilir, gol olunca sevinirdim. :) Ama maç için girdiğimiz küçük iddaalarda da hep biz kazandığımız için ganimeti birlikte kutlardık. :) Şimdi ise o sokaktan geçerken oyun oynadığımız alana bakıyorum, kocaman binalar.. 
Geçende uzakta yaşayan kuzenimin çocuğunu gördüm de 3 yaşında ya var ya yok ama tablette oynuyor oyunlarını. Bilmiyorum kendi çocukluğuma oranla çocuğa üzüldüm, ben bile sokakta geçirmediğim o çekingen günler için pişman olurken o ileride ne yapacak acaba? 
Her neyse, konuyu iyice dağıttım. :) Bu mimi yapmayan birileri kaldıysa onlar mimlenmiş olsun. :))
Kocaman sevgilerimle..
Tebessümlerinizin yerini çocuk kahkahalarınız alsın.. :)
-Bayanbilen-

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Günce 126 ♥ || Şimdi benden geçenler..

Biraz oturup düşündüm de en çok turkuazı severken, neden siyahlara büründüm ben? Öyle umursamaz geçerken günler, birden ne oldu bana? Çok mu önemsemeye başladım insanları, yoksa özüme mi döndüm. Hayır ya, başkalarının açıklarını gözeten insanlara malzeme vermemek gibi takıntılarım olmadı hiç. Sadece kendime hesap vermekte zorlanıyorum şu sıralar. Kendime görünmemek için çabalıyorum, ama nafile insan kaçabilir mi kendinden? Benimki kocaman bir çölde, kumdan kaçmaya benziyor. 
Şimdi hesap veriyorum kendime. Evet, sonunu düşünmeden hareket ettim belki ama eğlendim. Güldüm, mutlu oldum o an. Şimdi ben üzülsem de neyi değiştirebilirim ki bu saatten sonra? İşte onun için önemi yok geçmişin. Giderim yaptıklarım için efendi efendi utanır gelirim. Siyahlara, derin felsefi konulara gerek yok. Hayat anı yaşadıkça güzel, geçmişte üzüldüğüm her an için yeniden üzülürsem bunun sonu gelmez. Tam şu an bütün siyahları koyuyorum bir kenara; geriye turkuazlar, pembeler, sarılar, kırmızılar kalıyor. Daha iyi böyle, daha bir ben gibi. Hüzünler eğrelti duruyordu zaten üstümde. Ben hala pamuk şeker için saatlerce yürüyebilecek o küçük çocuk değil miyim? O halde gerek yok üzüntülere, hiç olmadı bir pamuk şekeri ısmarlarım kendime geçer. 
-Bayanbilen-

1 Mayıs 2013 Çarşamba

Günce 125 ♥ || Ben burada yokken..


En son yazdığım güncede karnımın içine kaçan kelebeklerden bahsetmiştim. İşte bugün o günden 10 gün ilerideyiz ve alt tarafı 10 günde yaşadıklarım, bundan önceki en az bir 10 ay yaşadıklarıma bedel. 
Düzgünce olayları atlamadan, uzun uzadıya anlatmak istiyorum; çünkü bu sefer çok çaresizim ve birilerinin bana yol göstermesine ihtiyacım var.
 İşte bundan bir 20 gün önce falan sırf eğlence olsun diye tanımadığım birine connected.me den anonim olarak mesaj attım. Connected'ı bilmeyenler varsa şöyle açıklayayım bir hesap açıyorsunuz ve kimliği belirsiz yani anonim olarak size yazan insanlarla online konuşuyorsunuz. İşte ben de anonim olarak birine yazıyordum ama sırf eğlence amaçlıydı, bundan 10 gün önce kursta tanıştık ama öyle samimi değil tabi. Ama benim karnıma kelebekler tam da o gün gelmişti ve ben ondan sonra yine anonim olarak yazmaya devam ettim, doğal olarak kim olduğum merak konusuydu. O sırada kurstan en yakın kız arkadaşımın da o kelebeklerden nasibini aldığını fark ettim. Sonra o da ikinci anonim oldu. Böyle hafif kıskançlık, hafif şakalaşma devam etti bu olay. Bu pazar da doğum günüydü ben de ne yaptın dediğinde kurabiye falan deyince kurabiye istedi. Ne zarar gelebilir diye ben de pazartesi bir dükkana yarın bu poşeti alacaklar diye bıraktım, dün de almış. Bu bunların fotoğrafını falan çekip profiline kurabiye keyfi yazıp atmış. Tabi ben de mutlu oluyorum, çok beğenmiş diye. Her neyse bu anonimlerinin arkadaşımla ben olmamdan şüpheleniyormuş zaten. Kaçıncı sınıf olduğumuzu ben söylemiştim, bölümü de arkadaş söylemiş. Dün kursta hoca bizi oturtturdu hadi çay içelim dedi çayları da buna yaptırdı, sonra hoca gitti. Kaldık arkadaş, ben, o ve kurstan bir kız daha. Pat sordu okulu, ben de şüphelenmesin diye söyledim. Sonra kaçıncı sınıf olduğumuzu söyledi, yine aynı rahatlıkla söyledim. Sonra yaa dedi, zaten o an anladığını fark ettim. Aceleyle çıktık oradan. Eve geldim hemen konuşmayı açtım, ilk başta kurabiyeler güzel olmuş falan filan muhabbeti yaptık. O sırada arkadaşla da konuşuyor ona da adının kaç harfli olduğunu sormuş aslında 6 ama o 4 demiş, sonra da aslında öyle değil 6 demiş. O da hadi ya 5 harfli diyeceksin diye sevinmiştim ben de falan demiş. Arkadaşta hemen bana dedi tabi. Onu derken kafasından ne geçti tahmin edemiyorum. Şöyle bir durum var ki tam 4 yaş var arada. Neyse sonra kimin kim olduğunu sanırım tam olarak anlamış ki bana kapak fotoğrafımda paylaştığım o bilinmedik şarkıyı ve oraya yazdığım "hayat şarkılarla güzel" sözünü attı. Anladığını fark edince şok oldum, elim ayağıma karıştı. Yabancı şarkı sevmem ki falan diye kıvırmaya çalıştım ama ne kadar inandırıcı olabildiğimi de bilmiyorum. Ve bu cumartesi kursa gitmem lazım, gitmesem daha da ilgi çekecek. Gitsem utançtan ölücem. 
Bilmiyorum ben hayatımda bu kadar utandığımı, bu kadar yerin dibine geçtiğimi hatırlamıyorum. Hani direk sen busun dese bu kadar üzülmezdim herhalde. Bir de anladığını farketmemiş gibi hala başkasıymış gibi yazsam mı? Yoksa bir anda konuşmayı kessem mi bilmiyorum. Öyle bir durumdayım ki olayları analiz edemiyorum. Kafam karışıyor git gide.. 
-Bayanbilen-

21 Nisan 2013 Pazar

Günce 124 ♥ || Karnımın içine kelebekler kaçmış! :)

Merabaa! :)
Şu an bir önceki postta bahsettiğim ruh halimden eser yok. Hatta şu an o ruh halimi çok saçma buluyorum, hayat yaşamaya değer her şeye rağmen. Ee tabi tüm bu düşünceler bir iki gün içinde birden değişiyorsa onun da var bir sebebi. :)
Sanırım baharın bir türlü gelmemesi etrafta uçuşan kelebekler göremememiz hep benim yüzümden. Çünkü şu an o kelebekler karnımın içinde uçuşuyorlar. :) Hem de "Acaba ben gerçekten çok duygusuz bir insan mıyım? " diye aklımdan geçirdiğim günlerde. Birden birileri pembe gözlüklerimi çıkarmadığı sürece de, o kelebekler orada uçuşmaya devam edecek gibi görünüyor. :) 
Kelebeklerin karnımın içinde uçuşması tabii ki güzel bir şey de, az kaldı beni de uçuracaklar ayaklarım yerden kesiliyor gibi hissediyorum. Dizlerimin titrediğini belli etmemek için tabanlarımı yere basmaya özen gösteriyorum. Sesimin titreyip birden çatlamaması için de elimden geleni yapıyorum. Hıh bir de kızarıyorum, ama onu belli etmemek için elimden gelen bir şey yok ne yazık ki. :) 
Dün günün sonunda eve dönerken insanların garip bakışlarıyla birlikte fark ettim ki, kendi kendime yok yere sırıtıyorum. Hatta bu satırları yazarken de sırıtıyorum. :)) Şu an bu duygunun sonunu düşünmeden sadece anı yaşıyorum. Fark ettim ki ben bu duyguyu çok seviyorum. Şimdi ise tadını çıkarıyorum. :)
Kendinize iyi bakınn! :) Mutlu olun!! :)
-Bayanbilen-

İşte bunlar da o sevgili kelebeklerr!! :)



19 Nisan 2013 Cuma

Günce 123 ♥ || Yine bir aradan sonra.. :)

Şu aralar o kadar karışık ki durumlar kendi hızıma yetişemiyorum. Sınavlar, hocalarla tartışmalar, stres, uçuşup kaçan kelebekler, heyecanlar, üzüntüler. Ama şu 4 günlük tatilimde hepsinden uzaklaşmayı hedefliyorum kendime. 
Zaten buraya gelmediğim zamanlarda da içim hiç rahat değildi. Yazı yazmayı özlüyorum o bir yana da sanki burada tanıdığım herkesi de bir kenara bırakmışım gibi hissediyorum. Bugünde ben yokken paylaştıklarınızı tek tek okumayı düşünüyorum. Çünkü gerçekten hem merak ediyorum, hem de okumayı çok seviyorum. :)
Bütün karışıklarımın yanı sıra ilham perilerimin benden uzaklaştığını hissediyorum son zamanlarda. Çünkü yazarken bütün duygularım birbirine karışıyor, bir anda mutluluktan bahsederken mutsuzluğuma dönüyorum. Böyle olunca da yazımı tekrar okuyunca ben bile ne demeye çalıştığımı zor anlıyorum. Sonra da hevesim kaçıyor. Yazmaya yazmaya da o kadar şey birikiyor ki hayatımda, hepsini yazıp sizi sıkmak da istemiyorum ama zaten yazmak istesem de olanların hızına yetişemiyorum. Öyle işte ben ben değilim şu sıralar, bir ruh halinden çıkıp diğerine giriyorum. İdare edin beni azıcık, en kısa zamanda geleceğim kendime. Yani umarım. 
-Bayanbilen-

10 Nisan 2013 Çarşamba

Günce 122 ♥ || Yarın Fener'in maçı var! :)

11 Nisan 2013 yani yarın Fener'in maçı var! Ve bugünden heyecan sardı dört bir yanımı. :) Fanatik adam olur da, fanatik kadın olmaz mı hiç tabii ki olur. :) Ama fanatiklik dediysem de, holiganlık olarak algılamayın. Eğer yarın ki Lazio maçını, Fenerbahçe yerine Galatasaray yapsaydı da Galatasaray'ın yenilmesini istemezdim. Sonuç olarak Türkiye içinde Galatasaray ile rekabet içinde olabiliriz ama Avrupa Türkleri sonuna kadar tanımalı diye düşünüyorum. :) Hem maç sonunda şaka yapılır da, savaş yapılmaz ya.. Tatlı rekabetler bunlar. :)
Fenerbahçe burada nasıl 2-0 yendiyse, inanıyorum orada da avantajlı bir puan yakalayıp yarı finale çıkacak. :) Kalbimiz seninle Fenerbahçe, sen yeter ki inan engeller yok önünde. Ve 3 kupayı da getir bize! :)
Başarılar, Fenerbahçe'm!
Başarılar, Türkiye'm! 

-Bayanbilen-

7 Nisan 2013 Pazar

Günce 121 || Düşünmek iyi değil..


Hani böyle bazı arkadaşlar vardır derdin olur gider ona anlatırsın. Çıkmaz sokaklara girersin bazen seni tutup çıkarır falan ama kendi o sokaklardan hiç çıkamaz ya. Hıh işte son günlerde o arkadaş rolünü üstlendim. Kimin ne derdi varsa bıkmadan, sıkılmadan, sabırla dinliyorum; sonra bir bakıyorum kendime üzüntüden, dertten, stresten ibaret olmuşum. 
O değil bir de "Ne yapayım şimdi ben?" diye soruyorlar. Bir bilseler beni, sanki ben kendi ne yapabileceğimi biliyormuşum gibi. Ve bazen öyle daralıyorum ki.. Yeter! diyorum kendi kendime. "Neden yok yere dert katıyorsun kendine?" diye soruyorum. Tabii bunları böyle söyleyemiyorum karşımdakine ben de artık şu üstteki gifi yolluyorum. "Düşünmeyin artık, sıkmayın kendinizi. Anı yaşayın, bırakın onu bunu." Demek ister gibi..
Bazen öyle bir körleşebiliyoruz ki dünyanın bizden ibaret olduğunu, bizden başka herkesin mutlu olduğunu düşünüyoruz. Hı tabii öyle düşünmüyoruz belki ama, öyle düşünüyor gibi davranıyoruz. Onun için de hep o psikologluk yapan arkadaşlar, psikologluk oluyor. Yok yere mutsuz oluyorum, sorsan bir mutsuz günümden haberi olmayan insanların mutluluğu için. Evet, saçma. Çok saçma.
-Bayanbilen-






6 Nisan 2013 Cumartesi

Günce 120 ♥ || Sık sık bahsettiğim MUTLULUK ! :)

Öyle güzel bir gün ki bu, küçük bir kuş tatlı bir şarkı mırıldanıyor kulaklarıma. Rüzgar hafiften yalıyor  suratımı ve güneş tatlı bir sıcaklık bırakıyor tenimde. Hayallerim ile umutlarım birlik olmuş bu sabah nereye gidersem gideyim başımın üstünde uçuşuyorlar. Uçuşmak demişken, kafamın üstünde uçuşan bir kaç soruyu da es geçmemeliyim. Ama önemsemiyorum onları bugün, ve ben onları önemsemedikçe içlerinden bir kaçı kayboluveriyor ortadan. Sanırım bu şekilde hepsiyle başa çıkabilirim. 
Diyorum ya aslında mutlu olmak için bir sebep yok bugün; yaşamak, nefes almak, bahar hepsi başlı başına bir mutluluk sebebi değil mi zaten? Fark ettim de mutlu olmak için gözümüzün önünde duran en büyük nedenleri göremiyoruz. Biraz akışına bırakalım dünyayı, tutmaya gücümüz yetmiyor zaten. En azından boşu boşuna yormayalım kendimizi. Olan olsun, biten bitsin. Bugün dünya gibi karışık değil de, her sabah yeniden doğan güneş gibi umutlu olmayı deneyin. 
Ve mutluluk uzakta değil ama buna yakında demek de doğru olmaz. Nasıl denir mutluluk içinizde, bardağınızın dolu tarafında. Anı yakaladığınız zaman, kendini göstermekten çekinmeyen biri mutluluk. Ve kimi zaman sizin içinizden çıkıp, karnınızda kelebekler uçuşturan insanların yanına gidebiliyor. 
İşte öyle.. Karmaşık da görünse uzaktan, aslında basit. 

Mutlu olmanız dileğimle! :)

-Bayanbilen-

5 Nisan 2013 Cuma

Günce 119 ♥ || Acaba?

Herkesin bir "belki"si var mıdır içinde? 
Hiç yoktan bir anda hatırladığı,
En güzel gülüşlerini yarım bırakan anıları,
En tatlı düşlerinden uyandıran gerçekleri,
En masum anlarında "Hey buradayım." diyen düşünceleri?
Ya da bir şarkıyla alt üst olabilir mi her insan?
Yüreğinin hiç bilmediği yerlerinden acı duyabilir,
Bir anda bütün perdeleri indirip karanlıkta kalmak isteyebilir mi?
Nedenini bilmediği halde üzgün olabilir,
Ya da bir anda mutlu olabilir mi?
Kendi kendine gülümseyip, konuşabilir mi?
Ya da hayat insanın kendiyle yaptığı tartışmalardan,
Ettiği kavgalardan ibaret olabilir mi?
Ve ya tüm yaşadıklarımızı sandıklarımız,
Hayal gücümüzün büyük bir oyunu olabilir mi?
Ya da olasılıklar..
Sahi olasılıklar sonsuza kadar uzayıp gidebilir mi?
Ya da daha doğrusu hayal gücünün bittiği yere kadar?


Acaba (Cem Özkan)


-Bayanbilen-






4 Nisan 2013 Perşembe

Günce 118 ♥ || Bir bu eksikti.

Daha dün herkesin arkasından sövdüğü öğretmene "Aslında özünde iyi bir adam." dersin de, seni haksız çıkarmaya çalışır gibi ertesi gün olay mı çıkarır? Öyle basit bir şey olsa gaz kesmeyeceğim de direk disipline vermek de saçma değil mi bir öğrenciyi? Biliyorum şimdi bir şey anlamadınız onun için konuyu biraz açayım. İngilizceden proje oluşturmaya karar vermiş hocamız. Sınıftan da gönüllü öğrenci istedi ben de dedim ki "Zaten ingilizcem kötü, katılayım da belki geliştiririm." demeseymişim keşke. Pazartesi buluşacaktık da sonradan hoca vazgeçti, düne erteledi. Öğrenci bu bin bir türlü ödev varken onu aklında nasıl tutsun? Kimse de gitmemiş dün. Olan da bu sabah oldu zaten 5-6 kişiydik projede, hoca da hakkımızda dilekçe yazmış idareye. Ama beni unutmuş. Yolda da görüp çevirdi "Sen de yok muydun?" diye, vardım dedim. Bu başladı "Sen de suçlusun, seni yazmayı unutmuşum. Hadi bu işten kıvırdın ama suçlusun ben biliyorum." falan filan diye. "Beni de yazın o zaman, zaten arkadaşlarımla aynı davranışı yaptık benim yazılmamam haksızlık olur." dedim. Bir atarla gitti yazdı. Sonra müdür yardımcısı çağırdı yanına "Sen gönüllü gidiyorsun disipline." falan diye dalga geçiyor. Açıkladım durumu arkadaşlarım da aynı durumda benim yazılmamam haksızlık olurdu, yoksa kim disipline gitmek ister dedim. Sonra hoca beklenmedik bir şekilde tebrik etti. Çok etik bir davranışmış yaptığım, başkaları gibi o listeden adımı çıkarmak için palavra uydurmamışım. Sonra birlikte konuşurken bunu söyledim diye kızıp atar yapan hoca da müdür yardımcısının yanında melaike kesildi. Çok teşekkür edermiş. Ya sen sırf buluşmayı unuttuğumuz için özür dilediğimiz halde disipline yollamadın mı bizi ne teşekkürü ediyorsun? Sayende savunma yazmayacak mıyım? 
Bugün de hocanın dersine girmeden çekip geldim eve. Bakalım pazartesi belli olacak akıbetimiz. Ama  bir öğretmenin sırf egolarını tatmin etmek için, bir öğrencinin hayatı boyunca önüne çıkabilecek bir imzayı atmasını hiç doğru bulmuyorum. Kaldı ki pazartesi toplanması muhtemel kurulun içinde daha önce tartıştığımız bir hoca varken ne olacak hiç bilmiyorum. Olsun ben yinede hakkımı savunacağım, hoş aynı okulda tiner bulundurmaktan ceza verilmediyse bir öğrenciye bundan da bir başkasına verilmez. Kaldı ki bir suç da işlediğim yok. Amannn.. Su akar yolunu bulur derler ya öyle, zamanı gelsin konuşacak kelimelerim de var. 
-Bayanbilen-

3 Nisan 2013 Çarşamba

Günce 117 ♥ || Takma kafana! :)

Selam bugünü günlerden "Takma kafana" falan ilan ediyorum. Bir günde bu kadar karışık olabilir bir insanın düşünceleri, en sonunda da son ses açtım müziği. Bazı şeylerden öyle kurtulabiliyor insan. Yani sen kaçmak istersen yer çok, git müzik dinle mesela. Ya da yeni bir kitaba başla. Ama senin düşüncelerinden kaçmaya niyetin yoksa kaçman mümkün değil zaten. :))
Biliyor musun insan kendine acı çektiriyor aslında, yoksa başkası yüzünden üzülmek falan bahane. Sen istemezsen kimse üzemez seni, ama sanırım bazen acı çekmek de hoşumuza gidiyor. Zaten onun için insanlar olarak garip varlıklar değil miyiz? 
En iyisi mi gidip güzel bir kahve yapın kendinize. Ve sonra da bir baba öğüdü gibi belleyin şu sözü "Takma kafana" Gün gelip bu sözü unuttuğunuz da ise bir öbürünü hatırlayın ve "En büyük derdim bu olsun." deyin kendinize. Doğru ya hiçbir şey sizden önemli olabilir mi? :)
Ve şimdi şunu, ya da şunu, veya bunu, bir alternatif olarak da şunu, ve de bunu, ya da şuradakini, veya şunu dinleyin. Hala olmadı mı? O zaman sevdiğiniz bir şarkı açın kendinize olsun bitsin. :)
Unutmayın hayat bazı şeyleri dert etmek için fazla kısa! :)
-Bayanbilen-

28 Mart 2013 Perşembe

Günce 116 ♥ || 11. Mim! :)

Bu sefer de "Cansu andıç Stone babe❤" beni mimlemiş. :) Kendisine teşekkür ederek hemen sorulara geçiyorum. :)

1. Ulaşmayı hayal ettiğiniz şey ?
Blogu takip edenlerin duymaktan bıktığı cevabı vermekten bıkmayarak yeniden söylüyorum; geleceğe dair kurduğum en büyük hayal küçük bir vosvos ile kocaman bir dünya turu. :) Duymayan kaldıysa eğer biraz daha açayım. Bu benim çocukluktan beri hayalini kurduğum bir şey ve artık hayal olarak kalmayacağına inanıyorum. :) Kasvetli havasından bıktığım bu şehirden kilometrelerce uzaklaşıp, biraz da özlemek kıymetini anlamak istiyorum. Yeni bir ben olarak başka bir yerde hayata yeniden başlamak istiyorum. :)


2. Google 'da sık sık aradığınız ifadeler nelerdir ?
Şu an bu soruyu hiç bilemiyorum. Genelde kullandığım adreslere sık kullanılanlardan ulaşırım. :)

3. Basında ve sosyal medyada izlemeyi sevdiği türde insanlar ve organizasyonlar nelerdir ?
Aslına bakarsanız bir kaç insana bağlı kalmaktan hoşlanmıyorum, onun için basınla pek işim olmuyor. :) Sosyal medyaya ise blogu katarsak bir çok kişiyi aynı anda takip ediyorum. Mesela bir çok blog yazarının ünlü yazarlardan çok çok daha iyi işler başardığına şahit oldum. Bu anlamda harcandığını düşündüğüm insanlar var. :) Bilmiyorum belki de burada kimin ne diyeceğini kıl kadar düşünmedikleri için bu denli içten oluyor yazıları. :)

4.Paranızı en çok ödemekten korkmadığınız şey nedir ?
Genelde oyuncak vosvoslarım için para harcamaktan çekinmem. :) Çünkü her oyuncak vosvos alışımda yaşadığım o çocuksu mutluluğu paha biçemem. :)

5. Hayatınızı daha iyiye götürmenize yardımcı olacak bir bilgi versem hangi konu hakkında bilgi sahibi olmak istersiniz ?
Kafamın içinde daima dönüp duran fikirler var. Bir gün emin olduğum bir konunun, yarın başka yönlerini görüp aslında her şeyin öyle olmadığını görmek canımı sıkıyor. Biliyorum hayatta her zaman bu böyle olacak. Hatta belki de her şey bu şekilde güzel. Ama eğer bu karmaşanın bir sonu varsa, o sona nasıl ulaşacağımı bilmek hiç de fena olmazdı. 

Yine yeni yeniden söylüyorum kimseyi mimlemiyorum. Ama "Mimlenseydim iyi olurdu doğrusu." ya da buna benzer şeyler düşünen biri varsa kendini mimlenmiş sansın. :) Hatta bu postun altına bir de yorum bıraksın ki ben de cevaplarını okuyabileyim. :)

-Bayanbilen-

Öne Çıkan Yayın

Bob Dylan Nobel ve Peace songs şarkıları hakkında | Yorumcu: Avril Lavigne || Günce 170

Ek: Bob Dylan Nobel Edebiyat ödülünü almaya gitmeyeceğini açıkladı. Bu Jean Paul Sarte'den beri bir ilk Ünlü rock müzik sanatçısı bes...

SİTE HARİTASI

LinkWithin

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Copyright

Copyright
Yazarlarımızın her hakkı saklıdır

Yazarlarımızın her hakkı saklıdır

Creative Commons Lisansı
Bayanbilen.. ♥ by BayanBilen.com is licensed under a Creative Commons Attribution-Gayriticari-NoDerivs 3.0 Unported License.
Linkteki çalışma baz alınarak yapılmıştır http://www.bayanbilen.com.
Bu lisansın kapsamı dışındaki izinler http://bayanbilen.com/ adresinde mevcut olabilir.