Search

14 Ekim 2016 Cuma

Bob Dylan Nobel ve Peace songs şarkıları hakkında | Yorumcu: Avril Lavigne || Günce 170


Ek: Bob Dylan Nobel Edebiyat ödülünü almaya gitmeyeceğini açıkladı. Bu Jean Paul Sarte'den beri bir ilk

Ünlü rock müzik sanatçısı besteci ve söz yazarı  Bob Dylan 2016 yılında Nobel Edebiyat ödülünü kazandı. Belki de ödül komitesi Bob Dylan sözlerini 50 yılda ancak anlamış ve ödülü o yüzden bu kadar geç vermiştir. Bizce sonuna kadar hak edilmiş bir ödüldür. Tebrikler

Peace songs barış şarkıları albümü ve Knockin' On Heaven’s Door şarkısı hakkında

Knocking On Heaven’s Door

 Söz, müzik: Bob Dylan Yorumcu: Avril Lavigne

Bu şarkı bestelendiğinde
Dünya üzerinde 30 savaş sürüyordu
300.000 den fazla çocuk asker vardı
On yıllık süreçte 2 milyon çocuk ölmüştü ve
Ölenlerin %90'ı sivildi
Bu dönemde 12 milyon çocuk savaş nedeniyle evsiz kaldı
10 milyon çocuk savaş yüzünden psikolojik travma geçirdi
Bu çocukların çoğu barışı hiç yaşayamadı
Peace songs isimli albümün
Tüm gelirleri savaştan etkilenen çocuklara yardım için harcandı

Söz, müzik: Bob Dylan Yorumcu: Avril Lavigne
Video sözleri çeviri: Tevfik Elçioğlu


Bob Dylan Knockin’ On Heaven’s Door Şarkısı Sözleri

Knockin’ On Heaven’s Door
Mama, take this badge off of me
I can’t use it anymore.
It’s gettin’ dark, too dark for me to see
I feel like i’m knockin’ on heaven’s door.
Knock, knock, knockin’ on heaven’s door
Knock, knock, knockin’ on heaven’s door
Knock, knock, knockin’ on heaven’s door
Knock, knock, knockin’ on heaven’s door
Mama, put my guns in the ground
I can’t shoot them anymore.
That long black cloud is comin’ down
I feel like i’m knockin’ on heaven’s door.
Knock, knock, knockin’ on heaven’s door
Knock, knock, knockin’ on heaven’s door
Knock, knock, knockin’ on heaven’s door
Knock, knock, knockin’ on heaven’s door
———————————————-
Cennetin Kapısını Çalıyorum…
Anne, bu  yükü (rozeti) al benden
Artık onu taşıyamayacağım
Karanlık oluyor ve ben (önümü) göremiyorum
(Kendimi adeta) cennetin kapısını çalar gibi hissediyorum
Cennetin kapısını çalar gibi
Cennetin kapısını çalar gibi…
….
Anne, silahımı toprağa göm
Ben (kimseyi) vurmayacağım
O uzun siyah kara bulutlar (ölüm bulutları) geliyor
 (ve ben kendimi)
Cennetin kapısını çalar gibi hissediyorum
Cennetin kapısını çalar gibi
Cennetin kapısını çalar gibi…
Çeviri ve düzenleme: BayanBilen Deniz Karahan ve Tevfik Elçioğlu
Doğrudan ilgili sayfalardan

13 Ekim 2016 Perşembe

Günce 169 || Nobel Edebiyat ödülü 2016 ve Bob Dylan Blowing In The Wing Çeviri: Can Yücel

2016 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü ünlü şarkı sözü yazarı, besteci ve rock müzik sanatçısı Bob Dylan kazandı


Blowing In The Wind


How many roads must a man walk down,
before you call him a man?
How many seas must a white dove sail,
before she sleeps in the sand?
yes and how many times must a cannon ball fly,
before they're forever banned?

The answer my friend is blowing in the wind,
the answer is blowing in the wind.

how many years can a mountain exist,
before it is forced to the sea.
how many years can some people exist,
before they're allowed to be free.
yes and how many times can a man turn his head,
and pretend that he just doesn't see.
[Blowing In The Wind lyrics on http://www.elyricsworld.com]


The answer my friend is blowing in the wind,
the answer is blowing in the wind.

how many times must a man look up,
before he can reach in the sky.
yes and how many years must one man have,
before he can hear people cry.
Isn’t how many deaths will it take till he knows,
that too many people have died.

The answer my friend is blowing in the wind,
the answer is blowing in the wind.


Cevabı Esen Rüzgarda - Bob Dylan


Daha kaç köyden sürülsün insan
Adam oluncaya dek?
Daha kaç derya dolaşsın martı
Bulsam diye bir tünek?
Daha kaç toptan atılsın gülle
Harp toptan kalkıncaya dek?
Cevabı, dostum, rüzgârda bunun,
Cevabı esen rüzgârda.

Daha kaç yıl kök salsın ağaç
Bahar açıncaya dek?
Daha kaç yıl kök söksün bu halk
Yerin bulsun diye hak?
Daha kaç aydın ışığı görüp
Görmezlikten gelecek?
Cevabı, dostum, rüzgârda bunun,
Cevabı esen rüzgârda.

Daha kaç can canından geçecek
Cana yetinceye dek?
Daha kaç el boş açılsın göğe
Göğermedikçe yürek?
Daha ka
ç teller kopsun sazlardan
Bu ses duyuluncaya dek?
Cevabı, dostum, rüzgârda bunun,
Cevabı esen rüzgârda.

Söz müzik: Bob Dylan
Çeviri: Can Yücel
Doğrudan ilgili sayfalardan

24 Eylül 2016 Cumartesi

Günce 168 || Huzur


Bu hafta benim için oldukça yoğundu. Nihayet İstanbul'a geldim evden ayrılmak ne kadar zor gelse de, İstanbul'a kavuşmak da bir o kadar güzeldi. Gelir gelmez eşyalarımı yurda özensizce yerleştirip Kadıköy'de aldım soluğumu. Özlediğim o küçük kafelerden birinde sıcacık bir çayla ısıttım içimi. Sonbahar İstanbul'a umduğumdan hızlı gelmiş bu sefer, bense bir valiz dolusu kısa kollularla ince kıyafetlerle burada kalakaldım. Olsun varsın birazcık soğuktan donalım, montun altına bez ayakkabı falan giyelim, yine de sonbahar çok yakışıyor bu şehire. 
Şehir güzel olmasına çok güzel ama evin rahatlığından çıkıp burada trafikle boğuşmak, yurtta başkalarıyla aynı odayı paylaşmak, erkenden kalkıp derslere koşuşturmak, bu kitabı nereden alacağız diye üçüncü dünya savaşı çıkaran sınıf whatsapp grubuyla uğraşmak beni birazcık yordu doğrusu. "Yine başladıkk" dedirtti kendi kendime. Ama her şeye rağmen dün İstiklal'de kalabalığın arasında yürürken hatta son vapuru kaçırırken bile uzun zaman sonra ne kadar mutlu olduğumu fark ettim. Bu şehirde bi sene boyunca hep yarımdım ben, ne yaparsam yapayım tamamlayamamıştım kendimi. En güzel manzaraya bakıp, en güzel insanlarla da otursam, hep hayalini kurduğum yerlerde, hayalini kurduğum şeyleri yaşıyor da olsam çok uzaklardan benimle birlikte gelen bir eksikliğim vardı.Ve bu eksikliği maddi olan herhangi bir şeyle doldurmak mümkün değildi. Hayatımın en doğru (belki de buna ileride en yanlış diyeceğim) hareketini yapıp bu yaz eksik kalan yanımı tamamladım tüm gururlara, yeniden olmazlara ve sevgiye dair tüm ihanetlere rağmen.
 Hayat bu elbet inişleri çıkışları olacak ama tam şu an. şu şehirde. arka fonda sakin bir müzik ve sıcacık çayım eşliğinde, tüm olumsuzluklara rağmen dünyanın en huzurlu insanı benim. 

-Bayanbilen-

13 Eylül 2016 Salı

Günce 167 || Kadıköy


Herkese merhaba,
Bir yıldır buralarda yokken nerelerde ne yaptığımı anlatmaya geldim. Küçücük bir ilçede bu yaşa geldikten sonra kocamaaan bir şehir olan İstanbul'da yaşamaya başladım bu sene. Kadıköy'le tanıştım ilk kez, başta biraz korkar gibi oldum ama beni içine çabucak çekmeyi başardı. Öyle ki bir yerden sonra küçük esnaflarla selamlaşmaya, kafe sahipleriyle birlikte kahve içip fal bakmaya başladım burada. İnsanları öyle içten, öylesi samimi ki durakta çikolatanızı tanımadığınız bir teyzeyle paylaşırken buluveriyorsunuz kendinizi. Ya da işten bitmiş bir halde dönerken bankaların önündeki bir sokak sanatçısının müziğine gülümserken yakalayıveriyorsunuz kendinizi. 
Hayat Kadıköy'de o kadar hareketli ki hızına yetişmek için koşmanız gerekiyor ama her ne kadar koşmanız gerekse de küçücük bir kafede ince belli bir bardaktan içtiğiniz demli bir çayla huzuru yakalayıveriyorsunuz. Kadıköy'ün kafelerinden bahsetmişken Kitap Kafe'yi es geçmemek lazım, önünden binlerce insanın geçtiği rıhtımda Karaköy iskelesinin üst katında kendisi. Kalabalığın ortasında ama kimsenin farketmediği çayın yanına bir de kurabiye ikram edilen sıcacık bir kafe. Olur da Kadıköy'e uğrarsanız yarım saatçik de bir boşluk bulursanız mutlaka uğramalısınız, şayet bir insan İstanbul'a bir de oradan bakmadan ölmemeli. :)
 Hazır Kadıköy'den lafı açınca durduramıyorum kendimi Moda sahili, Bağdat Caddesi, Bahariyesi, küçük şirin evleri, samimi belediyesi, "Mural-İst" festivali ile can bulan duvarları, kimi zaman huysuz ama her daim tonton yaşlıları, bankta otururken birden kucağınıza atlayabilecek kedileri, barlar sokağı, küçük butikleri, suyu satmayı reddeden kafeleri, içinde kaybolduğunuz antikacıları kısacası her şeyiyle sizi büyüleyip kendi huzurlu dünyasına çeken bir yer Kadıköy. 
Şimdi odamda oturup bu satırları yazarken, bir sene önce nasıl bir yer olduğu hakkında hiç bir fikrim olmayan Kadıköy'e dönmek için kaç günüm kaldığını hesaplıyorum. Kısacası bende durumlar böyle, Kadıköy'ü özlüyorum ve buraya şu şarkıyı da bırakıp gidiyorum. 
Musmutlu kalın. :))

30 Ağustos 2016 Salı

Günce 166 || Tam bir yıl


En son günce yazalı neredeyse bir sene geçmiş. Ama öyle bir seneydi ki bu geçen bugüne dek en kötü anlarımı bu sene yaşadım, en büyük tecrübeleri bu sene kazandım, şu hayatta yaşayıp yaşayabileceğim en ilginç şeyleri bu sene yaşadım. Şimdi ise onca kargaşadan sonra ilk kez duruldum, zaten onun için buradayım. Bu sene yazmak istediğim, kelimelerin benden çıkmak için adeta çırpındığı çok an oldu ama ne zaman ki yazmak için buraya gelsem nereden başlayacağımı, ne yazacağımı hiç bilemedim. Belli ki fırtına koparken yükselip alçalan dalgalardan, onların sebep olduğu köpüklerden bir türlü göremedim suyun içerisindekileri. Onun içindir ki yazabilmek için önce durulmam gerekti.
Bu sene küçük bir gölden büyük bir okyanusa açıldım. Gölde en büyük dertleri yemin bir kancaya bağlı olup olmadığı olan küçük balıklar vardı. Ama okyanusta işler daha farklı yürüyormuş, burada bir gün büyük balık olabilmek için küçük balıkları yiyerek büyüyen yeni balıklarla tanıştım. Okyanustaki sonsuz özgürlük hissinin güzelliğini tattığım kadar, göldeki sevgi dolu yaşamımı nasıl özlediğimi de düşündüm. O kadar çok şey gördüm, o kadar çok şey duydum ve o kadar çok şey yaşadım ki ne düşünmem ne yapmam gerektiğini hep birbirine karıştırdım. İyi balıkları kötü, kötülerini de hep iyi zannettim. Kimi zaman inmemem gerektiği kadar derine inip güneş ışığını kaybettim, kimi zaman da çıkmamam gerektiği kadar yüzeye çıkıp nefessiz kaldım. Ne olmam gereken yeri, ne birlikte yüzmem gereken balıkları hiç bilemedim. Başıma onlarca tehlike açıp, o kocaman okyanusta yapayalnız kaldım.
 Sonraları farkına vardım ki insan hep yalnız halletmek zorunda şu yaşam denen şeyi, kendi kendine bakmayı öğrenmek zorunda. Siz bir balık olsanız da böyle bu, bir insan olsanız da. Kendinizle barışmak ve çevrenizdekilere güvenmemek zorundasınız. Birilerinin gideceğini ve birilerinin geleceğini unutmamalısınız, kaçan anıları kovalamaya çalışmak nafile bir çabadan başkası değil. Zaman siz farkına varmadan akıp gidiyor, kovalamanız gereken en önemli şey mutluluğunuz. İyisi mi yalnız başına da mutlu olabilmeyi bilmeli insan, böylece çevreden gelen hiç bir şey yaralayıp incitemez onu. 
Mutluluğunu yakalayabilen balıklardan olmamız dileğiyle..

-Bayanbilen-

Öne Çıkan Yayın

Günce 172 || Adanalı Bey

Bu blog benim için tam da kişiliğimin oturduğu yıllarda ara sıra uğrayıp, çocukça bir üslupla ilk aşkımı anlattığım bir yerdi hep. Biri...

SİTE HARİTASI

Copyright

Copyright
Yazarlarımızın her hakkı saklıdır

Yazarlarımızın her hakkı saklıdır

Creative Commons Lisansı
Bayanbilen.. ♥ by BayanBilen.com is licensed under a Creative Commons Attribution-Gayriticari-NoDerivs 3.0 Unported License.
Linkteki çalışma baz alınarak yapılmıştır http://www.bayanbilen.com.
Bu lisansın kapsamı dışındaki izinler http://bayanbilen.com/ adresinde mevcut olabilir.