Search

17 Ekim 2019 Perşembe

Son söz

 Bugün yazarken sadece sana ve kendime yazıyorum, okuyan tüm insanlardan bağımsız olarak içimde kalan son sözleri söylemek için. Belki yarın silerim bu yazıyı belki de aylar sonra, ama bu yazı mutlaka bir gün kendini imha edecek. Yazdığım hiç bir cümleyi silmeden yazım hatalarını düzeltmeden yazıyorum. Bugün öğrendim bana anlattığın birinin hayatına geridönüşünü, belki bir geri dönüş değildir ama yeniden benden önce varolmuş birini hayatına alışını. Belki bu çok uzun zamandır böyledir, ama ben yeni farkettim. Bunca zaman sonra ilk şokla yaşadığım acıyı tarif edebilmemin imkanı yok. Yazılmış ve yazılacak her cümle, her bir kelime bunun için çok yetersiz. Sonra karar verdim, bunca zamandır vazgeçemediğim bu hastalıklı düşünceden vazgeçmem gerektiğine. Çok gecikmeden tam da yarın ilk adımımı atıyorum yaşadığımız tüm anlara ihanet ederek. Gündüzünde gözünün içine bakacağım akşamında ise bir başkasının yanına gitmek için giyineceğim bir gün olacak. Bir başkasıyla ilk anılarımı yazacağım buraya ve ona olan sevgimi kangrene değil oksijen tüpüne benzeteceğim. Senin sevgin gibi öldürmeyecek hayata bağlayacak beni. Onun gözlerine bakarak uyanacağım bir sabaha, onunla yaşayacağım kurduğumuz hayalleri. Ve bunun için zerre suçluluk duymayacağım, çünkü ben senin yolunda beni ben yapan her şeyi bırakmışken sen yaşadığımız her anı hiçe sayabilecek kadar bencil davranmışsın. Bense aradan yıl geçmesine rağmen hala sadece seni anmışım hiç tanımadığın insanlara bile. İşte bunun için sen zehirli  değilmişsin, sen zehirmişsin. Ben sana başımın belası demişim ama sen bela bile değil bir hataymışsın. Yaşadığımı sandığım güzel anlar hiç yaşanmamış, hiç sevdiğim adamın yanında uyanmamışım. Çok üzgünüm böylesi aptal olduğum için, ve çok mutluyum seni arkamda bırakmamı sağlayacak  tek sebebi verdiğin için. Çok mutlu olacağım, ve bu hemen yarın olacak.

17 Ağustos 2019 Cumartesi

" "

 Öyle bir yerdeyim ki koşuşturmacanın tam ortasında ayakta dikiliyorum. Üstelik bir yanım yaprak dökerken, diğer yanım da bahar bahçe değil. Sadece izliyorum olup bitenleri ve saldırmaya hazır bir kedi gibi tetikte bekliyorum. En son güvende ve huzurlu hissettiğim anın üzerinden bir seneyi aşkın zaman geçmiş bile olsa, bir pazartesi sabahı uykuyla uyanıklık arasında burnumdaki parfüm kokusunu hala hatırlıyorum. Öyle huzurluydum ki tahmin bile edememiştim gerçekten uzak bir hayalin içinde yaşadığımı. Zerre umudum kalmadığından en az zararla kurtulayım diyerek burnum ne kadar dik de olsa, artık tek bir adım bile atamıyorum. Kimin yanında huzurlu olduğuma inandırmaya çalışsam kendimi, bir başkasının cümlelerini bile duymaya katlanamıyorum. İnsanlardan sakındıkça sevgimi günden güne ben de eksiliyorum. Kırıldığım yerden kırıyorum herkesi, biri tarafından bir türlü değer görmemenin cezasını değer gösteren herkese kesiyorum. Üstelik ağlamıyorum bile kolay kolay, üzülemiyorum kimsenin acısına eskisi gibi. Zarar görmeyeyim diye ördüğüm duvarlar öyle kalın ve yüksek ki ne kimseyi gerçekten görebiliyor ne de sesini duyabiliyorum. Sadece bir sevgili değil, yakın bir arkadaşa bile yer yok içeride. İnsanlara türlü bahaneler uydurup çay içmeye bile yalnız gidiyorum. Öyle benzedim ki eleştirip durduğum insanlara, ben de onlar gibi bir başkasının dertlerini dinlerken içimden küçümsediğim için birine nasılsın diye sormaya korkuyorum. Hoş, merak bile etmiyorum gerçekten kimin nasıl olduğunu. Ben de anlatmıyorum kimseye hayatımda ne olup bittiğini. En son içimdeki en çocuksu üzüntülerden kimin yanında göz yaşı döktüysem, tam da oradan acıtmıştı canımı. Şimdi yeniden neye üzülsem hala ona hitap ederek açar yazarım bir deftere. O cümleler benden çıkmış olur, duymamış olmaksa tamamen onun suçu. Zaten artık benim o eski ben olmayışımın yanı sıra, o da eski o değil. Bundan aylar öncesinde bile, o olmayı bırakmıştı çoktan. Sorsan o da üzülmüştür benim kadar ama sanki iki farklı ilişki yaşamışız gibi benim anlatacağımdan bambaşka bir hikaye anlatacaktır. Muhtemelen benim hikayemi kendikinden daha dramatik bulup üzüntülerimi abarttığımdan bahsedecektir. Bencil olduğumu söyleyecektir belki, çabalamadığımı söyleyecektir. Ama mutlaka anlatırken sinirli olacaktır. Hoş ben de onca zamana rağmen sakinleşmeyi başarmış sayılmam. En son tam her şeyin bittiği yerde bir sene sonra aynı saatte oturup nereden nereye geldiğimi, neyi başardığımı neyin eksik kaldığını yazacaktım aynı deftere. Sonra bir anda sinirlenip vazgeçtim, onun kimbilir neredeyken ve o an ne yaparken zerre hatırlamayacağı bir tarihi hatırlayıp bir seremoni haline getirmek istemedim. Ondan sonra kimin hayatına girip de sonra koşarak kaçmak istesem onun hayatındaki yerimi daha iyi anlayıp, hem ona hak verip hem de ona yeniden sinirlendim. Artık anılar bile silik silikken nasıl bazı hislerin böyle canlı kaldığına ben de zaman zaman şaşırıyorum. Geçen bunca zamandan sonra ise aşkın sadece 19-20 yaşlarında yaşanabilecek, abartılmış sevgi ve heyecana dayanan, gerçeklikten uzak güven ve huzur hissiyatı barındıran çocuksu bir duygu olduğuna inanıyorum. Umarım yeniden bu yazıyı okuduğumda dönüp eski yazdıklarıma güldüğüm gibi bu yazıya da gülmeyi başarabilirim.

11 Mayıs 2019 Cumartesi

Yarımın yarısıyla

 Kendimi kandırıyorum, turkuaz yeşilin bir tonuymuş aslında, çalışsam yaparmışım, kediler evde daha mutlu yaşarmış, yeniden aşık da oluyormuşum. Dün bir ses duydum geçmişin içinden, saat gecenin dördü kim bilir belki de beşi. Sonra nefesim kesildi birden, çıkmalıyım artık dedim bu evden. Bir park buldum iki belki üç sokak uzakta, sahi daha önce neden gözüme çarpmamıştı bilmiyorum. Bir salıncak buldum kendime, gecenin karanlığında sokak lambasının hemen altında. Sonra sokak lambaları söndü, saate baktım beşi yirmi beş geçiyordu. Özlüyorum dedim içimden, sonra kendim bile duymazdan geldim kendimi. Yapmamalıyım dedim, kendim bile kızdım kendime. Odam değişti ama ayna değişmedi, her şey değişti ama bir şey değişmedi. Ben bu aptal aklımla hiç beceremedim vazgeçmeyi. Çok şey vardı da bir şey eksikti hep. Hatta beş dakika önce de böyleydi bu. Belki beş yıl sonra da. Eve döndüğümde gün çoktan ağrımıştı, ama hiç senin evindeki gibi güneş ısıtarak doğmamıştı. Bir kalem buldum bir de defter, biliyorsun o bildiğin defter. Yazmaya kıyabildim bu sefer sayfalarca ama konuşacaklarım bitmeden yazacaklarımı bitirdim, sırf hikayemiz bir gün devam ederse diye. Sandığından daha çok sevdim seni, ama hayal edemeyeceğin kadar toprağın altına sakladım. Yeniden yerini bulamamak için de, seni ellerimle gömerken gözlerimi kapattım.

3 Şubat 2019 Pazar

-

Yazıp yazıp geri siliyorum yazmak istediğim her şeyi, elimden alınan onca şey gibi bir de burası alınmış. Burada sandığım kadar özgür olmadığımdan belki uzun bir süre, belki de temelli buradan da gidiyorum. Yeni sayfalarımda eskisi kadar hata yapmamak dileğimle, uzanıp sadece kendimi kendi yanaklarımdan öpüyorum
-

Öne Çıkan Yayın

Günce 172 || Adanalı Bey

Bu blog benim için tam da kişiliğimin oturduğu yıllarda ara sıra uğrayıp, çocukça bir üslupla ilk aşkımı anlattığım bir yerdi hep. Biri...

SİTE HARİTASI

Copyright

Copyright
Yazarlarımızın her hakkı saklıdır

Yazarlarımızın her hakkı saklıdır

Creative Commons Lisansı
Bayanbilen.. ♥ by BayanBilen.com is licensed under a Creative Commons Attribution-Gayriticari-NoDerivs 3.0 Unported License.
Linkteki çalışma baz alınarak yapılmıştır http://www.bayanbilen.com.
Bu lisansın kapsamı dışındaki izinler http://bayanbilen.com/ adresinde mevcut olabilir.